“Ne zaman çalmaya çalışsam kapını içeride sen yoktun. Ulaşamadım sana ve zaten hiç anlamadım neden gittiğini. Bunu bilmeme rağmen bir türlü geri adım atamadım. Geri adım atamadıkça, ileriye doğru atacağım adımları da geri dönmemek için yaktım. Sen yoksan, gelecek benim en büyük geçmişim olacaktı. Bu yüzden sensiz bir geleceği hiçbir zaman kabul etmedim...”
Hafif bir gülümseme kondu dudaklarına ve orada sessizce dinlendi. Bütün bunların, yaşamının anlamının ve de mutluluğunun tadına daha derinden varmak için kapalı gözlerle öylece yatıyordu. İçinde hâlâ bir acı duyuyordu, fakat bu ümit vadeden bir acıydı, tamamen kapanmadan önce kor gibi yanan yaranın sıcak ama yumuşak acısı gibi..
…aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar,ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış.Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum,beni sonsuz bir özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum.
“İşte böyle sevgili Wilhelm,dünyada en çok çocukları kendime yakın buluyorum.Onları seyrederken en ufak şeyde bile gün gelip de çok ihtiyaç duyacakları tüm erdemlerin,tüm güçlerin mayasını görünce inatçılıklarında gelecekteki tutarlılığa ve karakter sağlamlığına;yaramazlıklarında dünyanın tehlikelerine teğet geçen mizah ve umursamazlığa bakınca her şey öylesine bozulmamış ve öylesine bütünlük içinde ki.”