Antik dünyada kadınların bakireliği bir fiyatı,
pazarı ve erkek sahiplerini koruyan yasaları olan
bir metaydı. Antik Mısırlılar evlilikte kadının
bakire olmasını pek önemsemeseler de genel
eğilim böyle değildi. Aslında diğer her yerde
“kocasının kucağından başka hiçbir yerde
soyunmamış bir bakire” veya daha az şekilsel
konuşursak, “hiç erkek tanımamış” bir kadın
veya en azından onun bekareti değerliydi. Bir
kızın bekaretini bozmak sadece kocasının
hakkıydı ve bu hakkı çiğneyen herkes şiddetle
cezalandırılırdı.
İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime,
Resmimi, suratımı baş köşeye asarlar...
Fakat demir kapıların her kapanışında üzerime,
Ardında taş duvarların her kaldığım zaman,
Ne arayan beni, ne soran...
Eeeehh, daha iyi be, bunun böyle olduğu...
Minnetim ve borçluluğum yalnız sana kalsın.
İyi günlerimde benim unuttuğum insan eli
Nasılsın?...
Nasılsın
Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü…
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü…
Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü…
Elimizin altında kitaplar var ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor.
Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor...
Eti geçti, duydun mu?
Bıçak kemikte.
Duymadınsa duy artık
behey Allah’ın kulu,
bıçak kemikte.
Duy da silkin n’olursun
bu ne biçim uyku bu.
Bıçak kemikte
Verilmemiş alınmış hep,
yük vurulmuş dağlar gibi – insanlık bu mu?
Çalıyor sömürünün imdat çanları,
kımılda da kurtar şu onurunu
bıçak kemikte.