Fiorabella

Bir gökyüzü kaldı bize. Duaları ve ağıtları ektik de ona; bir ürün kaldıramadık.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölüsün, dediler mezara koymadılar; dirisin, dediler hesaba vurmadılar bizi. Yıldızlara bakıp bakıp ağladık.
Benzer acıları yaşayan insanlar birbirlerini tanırlar. Ama belli etmezler tanıdıklarını. Herhangi bir yerde karşılaşabilirler. Metroda, barda, sokakta, kafede. Sadece bir kez göz göze gelirler ve anlarlar. Daha sonra bakmazlar birbirlerine; belki canları daha çok yanacağından, belki de buna hiç gerek olmadığından. İlk bakışma, aynı zamanda son bakışma olur. Ama onlar tanırlar birbirlerini. Muhtemelen o ortak acının müstehzi mahcubiyeti tekrar göz göze gelmelerine engel olur. Ama tanırlar onlar birbirlerini, çaktırmadan kimselere, koruyup kollarlar. Bazen kendinizi bir insana yakın hissetmeniz için bir şeyler paylaşmanız gerekmez. Benzer acıları yaşayan insanlar, kendilğinden ortaya çıkan görünmez bağlarla birbirlerine bağlanabi-lirler. Hatta bazen birbirlerinin tam olarak bile olmadan yaparlar bunu.
Bir Destandır Çanakkale
Onlar geri dönmeyeceklerini bile bile çıktılar bu yola. Ruhları şad olsun.
1000Kitap
18 Mart-Çanakkale Destanı
Bazı hikâyeler vardır; mürekkeple değil, kanla, terle ve gözyaşıyla yazılır. Çanakkale Deniz Zaferi, işte o imkânsızın mümkün kılındığı, bir milletin sinesini siper ettiği günün adıdır. “Çanakkale içinde vurdular beni…” diye başlar o yanık türkü. Henüz bıyığı terlememiş, annesinin kuzusu, vatanın ise aslanı olan yiğitler; üzerlerine yağan mermi sağanağına bir an bile tereddüt etmeden yürüdüler. Göğüslerindeki imanı, düşmana karşı dimdik bir kale yaptılar. “Ey on beşli, on beşli…” Sesleri hâlâ bu topraklarda yankılanır. Okul sıralarından kalkıp siperlere koşan, kalem tutacak elleriyle tüfek kavrayan o körpe fidanlar… Analarının yaktığı kına, onların vatana adanmışlığının sessiz bir yeminidir. O kınalı Mehmetler, “Vatan sağ olsun” diyerek toprağa düşerken; aslında her biri bu topraklara hürriyet eken birer tohum oldu. Onlar için geri dönmek bir seçenek değildi. Çünkü arkalarında bıraktıkları her şeyin, bu fedakârlıkla korunacağını biliyorlardı. Gelmeyi hiç düşünmediler. Bir adım sonrasının şehadet olduğunu bilerek yürüdüler sonsuzluğa. Bugün bastığımız her karış toprakta onların izi, aldığımız her nefeste onların hatırası var. Seyit Onbaşı’nın omuzladığı yük, yalnızca bir mermi değil; bir milletin kaderiydi. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’yi geçilmez kılan tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.
18 Mart Çanakkale Zaferi