Yokluğa erişmek bütün sorunları çözer, diye firari bir cümle koşar adım dolandı zihnimin kıvrımları arasında. Bu dünyadaki varlığım eksildiğinde hiçbir şeyin yarım kalmayacağını anlatıyordu aynı ses. İnandırıcıydı. Kendinden emin ve kibirliydi. Bir taştan ne farkım var, diye tekrarlıyordum içimden. Baştan aşağı değersizlik hissiyle doluydum. Tutkulu bir aşkla bağlı olduğum bir kadın, bir fikir veya bir hayal yoktu hayatımda; anlamsızlığın boş, soluk gri duvarları arasında serseri tavırlarla, kaçaklara özgü bir ürkeklikle, bitkinlik içinde dolanıyordum.
Kaderin çoğu zaman insandan beklediği tutku ve arzu değil, sabır ve teslimiyettir. Yüksek arzular, yüksek sınanmalar anlamına gelir. Büyük ve derin tutkuların ödemesi gereken ağır bedelleri vardır.
"İstemek," dedi ölçülü bir sesle, “ilginç bir sözcüktür. Yoksunluğu anlatır. Bazen o boşluğu başka bir şeyle doldururuz ve ilk baştaki istek bütünüyle kaybolur. Belki de senin sorunun istemek değil, yoksun olmak. Belki de cidden yaşamak istediğin bir hayat var."
Benim burada ne işim var?diye düşündüğünüz oldu mu hiç?Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?