Bir hikaye yazmaya başlayacağım diyorum, sonu hakkında bir fikrim yok.
Böyle de başlanmaz ki! En iyisi bir kahve yapayım...
Hikayelestirmeye başlıyorum anı. Modern dünyadan asılı kalan led perdenin ışığında "sen kimseyi sevemezsin" çalıyor fonda. Yavaş yavaş kalkıyorum berjerden... üzerimde gün boyu mu desem, ömrümün şu bölümüne değin değen ruhların yorgunlukları mi desem geriye doğru çekiyor . Yaşanmamış günlerin hatırı silkeliyor...
Eskiden cezvede yaptığımız kahveleri anıyorum, tuşlara basarken. Bakır, su,kahve ağır ağır yanan ocak. Fincanla su ölçmeye bile gerek kalmadı diyorum, yaş mi aldim yaşlandım mi sorusuna farkındalık geliştirmeye çalışarak. Sonra başlıyor benimki !
Sustuğumu daha görmedik ki!
Farkında mısın? diyorum.
Neyin? Diyor.
Tam 39 yaşındayım!
Ciddi olamazsın! Diyerek dalga geçiyor.
Dalga geçme! Diye söyleniyorum.
Ahmakça konusma! Diyor o zaman.
Devam ediyorum, puflayarak. Herseyim değişti diyorum sesim , bakışım , duruşum her ne varsa. Bir sen diyorum. Nasil oldu da sen hep aynı kaldın?
İnsan cok gec de olsa , bir gün farkediyor. Degil mi ? Diyor.
Bilmiyorum ki diyorum tam emin de degilim hani.
Insani acıtan, hep doğruyu söyleyen, o iç sesi hiç değişmiyor. Tınısı aynı, tonu ayni, rengi ayni, ahengi hep ayni...
Hop! Kahve hazır oldu sesi....