Sosyal medyaya fazla duçar olduğum haftalarda kitap okuyamıyorum. Zihin kabul etmiyor, çünkü zihin fragmente, küçük küçük cümle parçacıklarıyla doyuyor, süper satüre hale geliyor. O aşırı doygunluk artık sizin bir kitabın sabır gerektiren, üzerinde düşünmeniz gereken cümleleriyle uğraşamaz hale getiriyor sizi. Zihni yorgun düşürüyor.
Mesela cinsiyetle ilgili hakları insanlıkla ilgili çok temel bazı hakların önüne koyuyorlar. Açıkça sizin söz söyleme hakkınız elinizden alınabilir, bir yerde bombalar başınıza yağdırılabilir, yaşama hakkınız elinizden alınabilir, bu konularda en ufak bir protesto yok ama Batı'da üretilmiş hassasiyetler üzerinden hızlı bir tepki verebiliyorlar, başka konularda, üretilmiş hassasiyetler üzerinden.
Biz kendi büyük eserlerimizi çocuklarımıza ne kadar aktarabiliyoruz? Yunus'u, Mevlana'yı, Hacı Bektaş'ı çocuklarımız ne kadar bilerek yetişiyorlar?
İşte kültür biraz da böyle bir şey. Kültür, geçmişte bir söze referans verdiğimiz zaman muhatabımızın da aynı şeyi anlayabilmesi demek.
Değerler eğitimi sözde olmaz, davranışla olur. Mektebin kapısından girildiği anda değerler eğitimi başlar. Öğretmenin halinden, tavrından, konuşmasından, ses tonundan, fiziğinden, yürüyüşünden her şeyinden değerler eğitimi başlar.