Âdem “Mürîd” isminin dahi mazharı olduğundan, kendi irâdesiyle emr-i ilâhîye muhâlefet eder; ve ondan birtakım isyân sâdır olur. Hâlbuki bâlâda Fîhi Mâ Fîh’den muktebes fıkarâtta dahi beyân olunduğu üzere melâikede ihtiyâr yoktur ki, onlardan Hakk’a muhâlefet sâdır olsun da, bilâhare Gafûr ve Gaffâr isminin mahall-i tecellîsi olabilsinler. Nitekim hadîs-i şerîfte bu hakîkate işâret buyurulur: هــلل� نورفغتــسيف نوـ ـبنذي موـ ـقب ءاـ ـجو مــكب هــلل� بـ ـهذل نوـ ـبنذت مــكن� ال وـ ـل مــهل رــفغيف ya’ni “Eğer siz günâh etmeseniz Allah Teâlâ hazretleri sizi giderip günâh eden bir kavim getirir. Onlar Hak’tan mağfiret taleb ederler. Hak da onları mağfiret eyler.”
Hak’tan bildiği ve anladığı şey, ancak kendi zâtının verdiği ilim kadardır. Çünkü hiçbir kimse Hak’tan kendi zâtının i’tâ ettiği şeyin gayrısını bilmez
Senin Rabb’in melâikeye ben yeryüzünde bir halîfe kılıcıyım dediği vakit.] âyet-i kerîmesinde beyân buyurulduğu üzere Hak Teâlâ yeryüzünde halîfe ittihâz buyuracağını melâikeye haber verdi. Melâike dahi: “Yâ Rabbi, yeryüzünde fesâd eden ve kan döken kimseyi nasıl halîfe ittihâz buyuracaksın? Hâlbuki biz Sana tesbîh ve tahmîd ederiz ve Seni takdîs eyleriz” dediler. Hâlbuki melâikede bu cem’iyet ve ihâta bulunmayıp onlar Hakk’ı, mazhar oldukları esmâ-i hâssa dâiresinde tenzîh ve takdîs ettikleri [1/62] ve O’na bu esmâ dâiresinde tahmîd eyledikleri cihetle, esmâ-i sâire ile Hakk’ın tenzîh ve takdîs ve tahmîdinden bî-haber idiler. Vaktâki Hak Teâlâ’nın ْمِه ِ ئا َم ْ سأاِب ْم ُ هْئِبْنأ� ُمَدآ� ا َ ي (Bakara, 2/33) [Ey Âdem, onlara onların isimlerini haber ver!] hitâbı üzerine Âdem onların bilmedikleri esmâdan haber verince, melâike bu hüccet üzerine اــنتملع اــم ال� اــنل مــلع ال كناحبــس (Bakara, 2/32) [Yâ Rab, biz seni nekāyisden tenzîh ederiz; bizim için ilim yoktur; biz ancak senin bildirdiğini biliriz.] deyip aczlerine i’tirâf ve suâllerinden rücû’ ettiler
Akıl ancak kendi nefsini idrâk eder; ve ona ancak kendi nefsiyle kendi nefsinden aldığı şey münkeşif olur. Zîrâ aklın avâmil ve müessirâtı havâsstir. Akıl vâsıta-i havâss ile kendinde müctemi’ olan husûsâta nazaran hükmeder. Bu ise kendi nefsiyle kendi nefsinden aldığı hükümdür.