Bazı anlar vardır ya güzelliğini ve büyüsünü kelimelere dökemezsiniz, bunu hissetmek o anı yaşayanlara özeldir, ne yazsanız eksik kalır. İşte bazı kitaplar da tam olarak böyledir. Okuruna pek çok şey hissettirir, yaşatır, uzunca bir yolculuğa çıkarır. “Ne okudun, hangi duyguları canlandırdı zihninde” soruları yöneltildiğinde bir türlü tatmin edici bir cevap verilemez böyle hissettiren kitaplara. Tutunamayanlar da bunu hissettiğim bir okuma, bir yolculuk, edebi bir durak oldu.
Konusundan çok kısaca bahsedip, sonrasında kitabın hissettirdiklerine, neden Türkiye’de en çok yarım bırakılan kitap olduğuna, kitabın anlatımına ve yöntemine değinmek istiyorum.
Kitapta pek çok isimle karşılaşsak da ana karakterimiz Selim Işık’ı ve arkadaşı Turgut Özben’i okuyoruz. Turgut Özben’in, Selim’in intiharını araştırmak istemesi ve onun hayatındaki insanlarla görüşüp, Selim hakkında daha derin bilgilere başvurmak istemesiyle şekilleniyor kitap. Farklı farklı kişilerden Selim’i ve onun iç dünyasını dinliyoruz. Bu yüzden kitap kişisel bir yolculuğa dönüştüğü için olaylar değil, durumlar ön plana çıkıyor. Kitabın yarım bırakılmasındaki en büyük sebep bu. Oğuz Atay’ı tanımadan, üslubunu henüz kavrayamadan, olaylarla çevrelenmiş bir roman anlayışıyla kitaba başlayanlar bu yüzden devamını getiremiyor. Çünkü Tutunamayanlar, ne anlatıldığından ziyade, nasıl anlatıldığının ön plana çıktığı bir başkaldırı romanıdır.
Bir fincan kahve alıp, arkanıza yaslanarak okuyacağınız bir kitap değildir.
Kendinize sessiz sakin bir köşe seçerek uzun soluklu bir okuma yapacağınızı ve bu okuma için ciddi bir zaman ayırmanız gerektiğini de eklemiş olayım. Oğuz Atay’ın da istediği tam olarak budur belki de. Okuru yormak ve kitaba kimlerin tutunup, kimlerin tutunamayacağını görmek…
Kitabı daha iyi anlamak için