Hâlâ Güneş’in “doğduğundan” Güneş’in “battığından” söz ederiz. Aristarkus’un helyosantrizm fikrini ortaya attığından bu yana 2200 yıl geçti ve kullandığımız dil hâlâ yerküremizin dönmediği yolundadır.
Tartışırken iddiaya güç kazandırmak için otoriter davranışa ağırlık vermemelidir. Çünkü öğretmek iddiasında olanların otoriter davranışları, öğrenmek isteyenlerin öğrenmelerini engelleyen bir ortam yaratır. Öğrenmek isteyenlerin bu duruma düşürülmesi, onları kendi yargılarını kullanmaktan alıkoyar ve üstad olarak karşılarında bulunan kişinin her sözünü sorunu çözümleyici bir yargı olarak kabul ederler.
İyonya’lıların çoğu, evrenin temelindeki uyumun gözlem ve deneyle anlaşılabileceği kanısındaydılar ki, bugün bilime egemen yöntem de budur. Bununla birlikte, Pitagoras çok değişik bir yöntem kullanmıştır. Doğa yasalarının salt düşünceden çıkarılabileceği görüşünü benimsemişti. Pitagor ve yandaşları temelde deneyci değillerdi. Matematikçiydiler. Ve tam anlamıyla mistikler. Matematikte kusursuz gerçeği bulduklarını, matematiğin tanrılar âleminin bir parçası olduğunu, dünyamızınsa bu âlemin kusurlu bir yansıması olduğunu belirtirlerdi. Pitagor’cular, Platon’u, daha sonra da Hıristiyanlığı güçlü biçimde etkilemişlerdir.
Hipokrat şöyle diyor: “İnsanlar sara hastalığının nedenini tanrılara bağlıyor, çünkü ne olduğunu anlayamıyorlar. Fakat anlamadıkları her şeyin nedenini tanrıya bağlarlarsa tanrısal işlerin sonu gelmez.”