Sen de zihnindeki görüntüleri bütün renkleri, gölgeleri, ışıklarıyla beraber dile dökmek istemiş, anlatmaya başlamak için sözcükleri aramış durmuşsundur.
Maruz kaldığımız seslerin dokusunu içselleştiriyoruz biz. Başka insanların iç dünyalarına ilişkin karmaşık hikâyelere uzun süreler boyunca maruz kaldığınızda bilinciniz yeniden şekilleniyor. Algınız ve empatiniz kuvvetleniyor, daha açık hale geliyorsunuz. Oysa her gün sosyal medyaya hâkim olan kopuk kopuk çığlık ve öfke fragmanlarına saatlerce maruz kaldığınızda düşünceleriniz de bu şekli almaya başlıyor. İç sesleriniz daha kaba, daha gürültülü hale geliyor, daha yumuşak ve nazik düşünceleri işitemez oluyorsunuz. Kullandığınız teknolojilere dikkat edin, çünkü bilinciniz zaman içinde o teknolojilerin şeklini almaya başlıyor.
-Çocuklardan ziyade anne babaların tercihiyle- kendisine daha çok hikâye kitabı okunan çocukların diğer insanların duygularını okumak konusunda daha iyi oldukları ortaya çıkmış. Hikâye deneyiminin empati kurma yetisini güçlendirdiğine işaret ediyor bu.
Kurmaca okumak zaman içinde empatinizi artırıyor olabilir. Ama empati kurma yetisi halihazırda kuvvetli olan insanlar roman okumaya daha meraklı oluyor da olabilir.
Her birimiz bu zamanda yaşayan bir insan olmanın nasıl bir şey olduğuna dair ufak bir deneyim edinebiliyoruz ancak, diyor Raymond, ama kurmaca okuduğumuzda diğer insanların deneyimlerinin içyüzünü görebiliyoruz. Romanı elinizden bıraktığınızda kaybolup giden bir şey de değil bu. Sonrasında gerçek dünyada biriyle karşılaştığınızda o insan gibi olmanın nasıl bir şey olduğunu kafanızda daha iyi canlandırabiliyorsunuz.