Sevgili okurlar, bayramınız kutlu olsun. Tüm sevdiklerinin uzağında tek başına bayram geçirmeye çalışan bir gurbetçi olarak size tavsiyem: “ Hâlâ anne- babanız hayattaysa gidin ellerini öpün dualarını alın, hâlâ kardeşlerinizle bir sofrada oturabiliyorken oturun o sofraya, hâlâ sağlığınız yerindeyken doyasıya yemek yiyin.” Zaman öyle zalim ki, gitmek istediğiniz bir baba ocağı, gözlerinin içine bakacak bir kardeşiniz, sarılacak kadar bir bağınız kalmayabiliyor… Bayramlarda sırf eşleriniz istemiyor diye ana-babanızı ihmal etmeyin, kardeşinizi görmezden gelmeyin, paranın hesabını yapmayın… Sel gidiyor kum kalıyor, can gidiyor derdi kalıyor, herkes gidiyor aile kalıyor. Sevilirken sevin, sayılırken sayın. Hayat ne küs kalacak kadar uzun ne de nedenleri zannettiğiniz kadar mühim. Yıllar, doğrularınızı yanlışa, yanlışlarınızı doğrunuza evirdiğinde elinizde sadece yaşanacak onca şey varken yaşayamadıklarınız kalıyor. Ve yaşlandıkça, yaşayamadıklarınız canınızı çok daha fazla yakıyor. Sevdiklerinize sarılın. Anne- babalarınıza, kardeşlerinize bir kez de benim için sarılın, zira bu bayram, ailem olmadan geçirdiğim 27. bayram. Biyolojik yaşım ilerledikçe ben çocukluğuma yürüyorum ve her yıl biraz daha acele ederek. Bayram sabahları; sırtıma zorla yüklenen tüm sıfatlardan soyunup, sadece anne-babamın kızı, kardeşlerimin ablası olmak istiyorum. Henüz vakit varken sarılın tüm sevdiklerinize…
”henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız…”