Hayat nimetlerinin değişikliği içinde bize, yaratıcı işaretten kalan en büyük miras “Can sıkıntısıdır”. Diyarlar fethedelim, mucizesine erilmez eserler verelim, her ânımıza bir ebediyet derinliği veren ihsasların birinden öbürüne atlayalım, aradaki en kısa fasıllarda onun zalim alayı ile karşılaşırız. Hiç ummadığımız zamanda gelir, karşımıza oturur, gözlerini gözlerimize diker… Kaç defa ondan en uzak bulunduğumu sandığım bir anda bulanık, ıslak nefesini duydum. Okşadığım tende, kokladığım gülde, içtiğim içkide hep o zehir vardı.
Niçin mutlaka hayatta bir devam istemeli ve neden bir ihtiras sahibi olmalı? Bütün bunların lüzumu ne? Bütün pınarlardan içmiş olsam bile ne çıkar? Lezzetle bitirdiğimiz her kadehin dibinde hep aynı ifrit.
Gün bitti. Akşamlar oluyor dışarda
Topladı altın saçlarını güneş annemiz
Göz pınarlarımızın incelen sularından
Bir çocuk başı gibi düşüyor uykulara dünya
Memesi alınmış birer bebeğiz şimdi hepimiz
İnen karanlığın iğneli beşiğinde
Ve yıldızlar öyle uzak, öyle uzak ki...