Franz bir gün annesinin tavsiyesi üzerine annesinin eski bir arkadaşının işletmekte olduğu Viyana’daki Tütüncü dükkânına çırak olarak çalışmaya gitmek durumunda kalır. Bu dükkân tek bacağını cephede kaybetmiş yaşlı ve sahibi olduğu dükkândaki tüm tütünlerin tüm özelliklerini bilmesine rağmen hiç tütün içmeyen Otto Trsnjek tarafından işletilmektedir. Otto Trsnjek dükkânına ve müşterilerine çok önem vermekte, onların istek ve ihtiyaçlarını tek tek hafızasında tutmakta onlara kaliteli hizmet vermektedir. Tüm bildiklerini zamanla Franz’a da öğretecektir.
Bu dükkânın dikkatimizi çeken en önemli müşterisi ise psikanaliz biliminin kurucusu olan Avusturya doğumlu Yahudi nörolog Sigmund Freud’tur. Yahudi olmasını vurgulama nedenim bu hikâyenin Nazilerin seslerini hızla duyurduğu ve faşist, ırkçı eylemlerin kendini gösterdiği dönemde geçmesidir. Franz’ın hayatı artık bu küçük tütün dükkânında ve bu büyük Viyana kentinde geçmektedir. Franz burada yalnızca tütünlere dair değil hayata dair birçok şey öğrenecek ve zamanla kendisini tanıyacak, çocukluğun masumluğundan aniden sıyrılarak hayatın karmaşasında kendine roller bulacaktır.
Franz’ın bu hikâyede ilginçtir ki tek arkadaşı belki de Sigmund Freud olacaktır. Kendisine tütün sattığı için ünlü profesörle tanışma fırsatı bulmuş olan Franz, hikâyenin sonlarına doğru kendisinden “yakın dostum” olarak bahsedecektir. Franz bu hikâyede yalnızca dostluk değil “aşk” ile de karşılaşacaktır. Onun için yepyeni bir duygu ve yepyeni bir dünya olan Anezka… Hikâyede bildiğimiz tek yakını annesi ile zaman zaman mektuplaşacak ve bu mektuplarında onun dönüşümünü, hayatı anlamlandırma çabalarını, duygularını okuyoruz. Ve bunun dışında Sigmund Freud’un ona verdiği ilk ders olan rüyalarını not etmesine uyarak her sabah uyandığında not ettiği ve tütün