Tuğba

Tuğba
@_tuuvbaa_
Diyarbakır
33 okur puanı
Haziran 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Yüksek Gerilim
Puan vermedi·328 syf.··
2026 4. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 23:56
Çok etkili bir atmosfer yaratma gücü var kitabın.Grangé’nin araştırmacı gazetecilik geçmişi, detaylı betimlemelerde ve soruşturma sürecinde o kadar çok hissediliyor ki o atmosferi soluyorsun resmen. Karlarla kaplı dağlar, izole kasabalar ve gizemli üniversite ortamı. Roman boyunca gerilim hiç bitmiyor. Sürekli bir huzursuzluk hissi oluşturuyor , hep panik hep gerginlik.Midenize kramplar giriyor. Gerçek bir karanlık polisiye diyebiliriz, bu yanıyla “Kuzuların Sessizliği” ne benziyor. Kitap çok hızlı ilerliyor ama kendini dizginlemek zorunda kalıyorsun tamam çözdüm olayı dediğin yerde başka bir ipucu buluyorsun,bulduğun ipucu yeni bir soru işareti oluşturuyor. Yanılıyorsun, hikayenin içinden çıkamıyorsun. Sağı gösterip sola vurmayı seviyor Grange. Paralel kurguyla romanın başında iki farklı soruşturma yürüyor. Bir süre bu olayların bağlantısını kuramıyorsun,yazar bu iki kanalı giderek birbirine yaklaştırıyor ve bulmaca romanı algısı oluşturuyor. Sinematik anlatım gücüyle kısa sahneler, hızlı geçişler ve görsel betimlemeler film ihissini veriyor. Aşırı şiddet olayı, karanlık temalar, bazı bölümlerdeki ayrıntı yoğunluğu(tempoyu yavaşlatıyor), finaldeki bazı gereksiz açıklamalar için de olumsuz yön demeyelim kitabın nazar boncuğu diyelim.
Kızıl NehirlerJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 202417,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bayıldım sana Jane EYRE
9/10
·626 syf.··
2026 3. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 23:35
Jane Eyre, ilk kez 1847 yılında yayımlanan ve İngiltere edebiyatının en sevilen klasiklerinden biri olan özel bir roman. Yazarı Charlotte Brontë, Charlotte’un iki kız kardeşi daha var: Emily Brontë ve Anne Brontë. Üçü de edebiyat tarihinde çok önemli romanlar yazmış.Bu yüzden genelde “Brontë Kardeşler” olarak anılıyorlar. İlginç bir detay da şu: O dönemde kadın yazarların ciddiye alınması zor olduğu için üç kardeş ilk eserlerini erkek takma adlarıyla yayımlamış.Charlotte “Currer Bell”, Emily “Ellis Bell”, Anne ise “Acton Bell” adını kullanmış. Romanın merkezinde, çocukluğundan itibaren pek çok zorluk yaşayan ama içindeki gücü hiç kaybetmeyen Jane Eyre var. Jane’in sakin, dürüst ve derin karakteri onu çok gerçek hissettiriyor. Küçük yaşta anne babasını kaybedince hayata erken başlıyo. Jane, Thornfield Hall’a mürebbiye olarak gittiğinde karşısına çıkan Edward Rochester ise romanın en etkileyici karakterlerinden biri. Rochester’ın sert görünen tavırlarının altında büyük bir yalnızlık saklı ve Jane’le kurduğu bağ zamanla çok samimi bir hâl alıyor. Romanın dikkat çeken karakterlerinden biri de Jane’in kuzeni St. John Rivers. İlk bakışta sakin, yardımsever ve idealist biri gibi görünse de duygularını bastıran, daha soğuk bir karaktere sahip. Jane’e düzenli ve güvenli bir hayat sunmaya çalışsa da onun yaklaşımı Rochester’ın sıcak ve tutkulu sevgisinden oldukça farklı. Bu yüzden St. John, romanda mantık ile kalp arasındaki farkı hissettiren önemli bir karakter haline geliyor. Kitabın en çok beğendiğim yanı apostrof tekniğini kullanarak Jane ile okur arasındaki mesafeyi azaltması okuru romanın içine çekmesi ve samimi bir ortam oluşturması.Jane’in her koşulda kendi kalbine sadık kalması. O dönemin kadın karakterlerinden çok daha bağımsız, güçlü ve kendi kararlarını
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
6/10
·405 syf.··
2026 1. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2026 22:19
KURTLAR İMPARATORLUĞU İlk sayfalarda klasik bir polisiye gibi başlıyor Paris’te işlenen kaçak Türklerin kurban olduğu cinayetler, açıklanamayan ayrıntılar ve giderek büyüyen bir gerilim. Komiser Paul Nerteaux, bu cinayetlerin peşine düştükçe olayların sıradan bir seri katil meselesi olmadığını fark ediyor.Cinayetler arasındaki bağlar derinleştikçe hikâye bambaşka bir yere evriliyor ve ortaya çıkan tablo şu: Bu ölümler bireysel sapkınlıkların değil devlet, güç ve ideolojiyle iç içe geçmiş karanlık bir yapının ürünü. İnsanlar sadece öldürülmüyor; kimlikleri siliniyor, geçmişleri yok ediliyor hatta faklı tıp teknikleriyle kobay gibi kullanılarak zihinleri yeniden şekillendiriliyor. Romanda Grangé, “İnsan nedir?” sorusunu merkeze alıyor. Hafızan elinden alındığında hâlâ sen misin? Geçmişin yoksa, ahlakın kalır mı? Kitap bu soruları öyle yüksek sesle de sormuyor okurun içine bırakıyor sinsice ve orada başlıyor olay.Paul Nerteaux karakteri olayların başladığı yerde dalıyor hikayeye. O bir süper kahraman değil aslında. Yorulmuş, sertleşmiş, hayatla arasına mesafe koymuş bir polis. Gerçeği ortaya çıkarırken bile rahatlamıyor; çünkü gördüğü şeyler ona şunu gösteriyor : Bazı suçlar çözülse de dünya daha iyi bir yer olmayacak ve olmuyor da. Son bölümlerde bütün gerçekler açığa çıkıyor. Cinayetler deşifre ediliyor, sorumlular ortaya çıkıyor ve güya “adalet” yerini buluyor. Ama roman burada duruyor kötüler cezasını bulmasına rağmen zafer hissi oluşmuyor. İçini şişiriyor , anksiyeteni tetikliyor, gözün seğiriyor resmen çünkü Kurtlar İmparatorluğu bir “rahatlama” romanı değil. Kitaptaki olaylar, sürekli cinayetlerin çevresinde dönüp durmasına rağmen bittiğinde akılda kalan şey cinayetler olmuyor onca olayı bir yana bırakıp insanın ne kadar kırılgan olduğunu düşündürüyor.
Duygu ve Düşünce
Kurtlar İmparatorluğuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 202010,2bin okunma
Kardeşimin Hiksyesi
7/10
·280 syf.··
2025 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 22:27
Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikâyesi adlı romanı polisiye ve psikolojik türde. Kitap, bir cinayet etrafında şekillense de asıl odak noktası insanın iç dünyası, geçmişle yüzleşmesi ve kardeşlik bağlarıdır. Romanın ilk yaklaşık yüz küsürlük sayfası yavaş ilerlediği için biraz sıkıcı gibi. Olaylardan çok betimlemelere ve karakterlerin ruh hâline yer verilmiş. Ancak bu durum, ana karakter Ahmet Arslan’ın yalnız ve içine kapanık yapısını yansıtması açısından anlamlı. Ahmet romanın baskın karakteri. Hayattan o kadar uzaklaşmış ki hiçkimseye temas edemeyecek kadar kopmuş dış dünyadan. izole bir şekilde sadece kitaplarıyla, yazılarıyla ve görüleriyle bir de Kerberos’uyla yaşayan biri. Arzu’nun ölümüyle tanıştığı genç gazeteci(Pelin), soruları ve merakıyla Ahmet’in yaşam frekanslarının değişmesini sağlar ve romana hareket katar. Ahmet’in kardeşi Mehmet’in esir düştüğü dönemi anlattığı kısım:Özellikle de Mehmet’ in hücrede unutulmuş olması, romanın en çarpıcı bölümlerinden.Mehmet’in yaşadığı esaret, hem onun hem de Ahmet’in hayatında derin izler bırakmış. Mehmet’in sevdiği kadın Olga ve hikayeyi yukarıya taşıyan korkunç Ludmilla, yaşanan trajediye asıl heyecanı sağlar. Bu karakterler romanın duygusal yönünü güçlendirir.Yazı dili sade, açık ve akıcıdır. Gösterişli bir anlatım yerine, duyguyu yavaş yavaş hissettiren bir üslup tercih edilmiş. Kitap, sabır isteyen ancak sonunda düşündüren ve etkileyen bir romandır.
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2024126,4bin okunma
Kızıl Veba
6/10
·88 syf.··
2025 13. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 01:56
Kızıl Veba, bana kalırsa büyük laflar eden bir felaket hikâyesi değil; sessizce insanın içine çöken bir yalnızlık hikayesi. Jack London burada sadece dünyayı değil, insanı da yıkıyor. Salgından sağ kalan yaşlı James Howard Smith torunlarına geçmişi anlatmaya çalışıyor ama asıl acı olan şu: Dinlemek isteyen var, anlayan yok çünkü kavramlar hiçbir şey ifade etmiyor. Dil canlılığını yitirmiş.Bir zamanlar profesör olan bu adam için en zor şey hayatta kalmak değil, hatırlayan tek kişinin olmaması. Torunu Edwin ise yeni dünyanın insanı; güçlü ama kaba, yaşayan ama geçmişle bağı kopmuş. Roman çerçeve anlatıyla ilerliyor; felaketi an an yaşamıyoruz, bir hatıra gibi dinliyoruz. Bu da her şeyi daha ağır, daha dokunaklı kılıyor. Ama tek solukta anlatması biraz aşağa çekiyor olayı.Oluşan yıkımlar , kaoslar distopik ve post-apokaliptik atmosferi çok iyi canlandırıyor , medeniyet dediğimiz şeyin ne kadar kolay çökebildiğini gösteriyor.Kızıl renk sadece hastalığı değil, insanın içindeki vahşeti ve utancı simgeliyor. En can yakan tarafıysa ironik ama korkunç bir şekilde bilginin hala var olması ama kimsenin umursamaması. Kitabı okurken korkmadım, yakın bir tarihte küresel bir salgın yaşadığımız için galiba, ama içimde bir boşluk kaldı.Çünkü Kızıl Veba şunu fısıldıyor: Dünya yıkılabilir, insanlar ölebilir… ama asıl felaket, insanlığın unutulması.
Duygu ve Düşünce
Kızıl VebaJack London · Koridor Yayıncılık · 047,7bin okunma