Çok etkili bir atmosfer yaratma gücü var kitabın.Grangé’nin araştırmacı gazetecilik geçmişi, detaylı betimlemelerde ve soruşturma sürecinde o kadar çok hissediliyor ki o atmosferi soluyorsun resmen. Karlarla kaplı dağlar, izole kasabalar ve gizemli üniversite ortamı. Roman boyunca gerilim hiç bitmiyor. Sürekli bir huzursuzluk hissi oluşturuyor , hep panik hep gerginlik.Midenize kramplar giriyor. Gerçek bir karanlık polisiye diyebiliriz, bu yanıyla
“Kuzuların Sessizliği” ne benziyor.
Kitap çok hızlı ilerliyor ama kendini dizginlemek zorunda kalıyorsun tamam çözdüm olayı dediğin yerde başka bir ipucu buluyorsun,bulduğun ipucu yeni bir soru işareti oluşturuyor. Yanılıyorsun, hikayenin içinden çıkamıyorsun. Sağı gösterip sola vurmayı seviyor Grange.
Paralel kurguyla romanın başında iki farklı soruşturma yürüyor. Bir süre bu olayların bağlantısını kuramıyorsun,yazar bu iki kanalı giderek birbirine yaklaştırıyor ve bulmaca romanı algısı oluşturuyor. Sinematik anlatım gücüyle kısa sahneler, hızlı geçişler ve görsel betimlemeler film ihissini veriyor.
Aşırı şiddet olayı, karanlık temalar, bazı bölümlerdeki ayrıntı yoğunluğu(tempoyu yavaşlatıyor), finaldeki bazı gereksiz açıklamalar için de olumsuz yön demeyelim kitabın nazar boncuğu diyelim.
Kızıl NehirlerJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 202417,6bin okunma
Tam o anda en az isteyeceği şey aynaya bakmak olurdu kuşkusuz. Yüzünün öylesine gergin, öylesine sert olduğunu, aynanın bile onu tanımayacağını biliyordu.
Bazı bilim adamları irislerin dibinde, insanın sadece sağlığının değil, bütün geçmişinin de yazılı olduğunu düşünüyor.
Gözbebeğimizin çevresinde parlayan o küçük pullar, tüm hayatımız hakkında bilgi verir.