"Elfâz-ı küfür" denilen sözlerin çoğu "ulûhiyyet" dâiresine tecâvüz sayılabilecek anlamlar taşırlar. Meselâ "Ben onunla Cennet'e dahi girmem" ifâdesinde dolaylı olarak Allah'ı reddetme anlamı vardır. Eğer o Cennet'e girerse, onu oraya koyacak olan Allah'tır ve yaptığını bilerek yapmıştır (Âlim'dir), yaptığı yerli yerindedir (Hakîm'dir). Bu sözü söyleyen adam sanki, "Bu, Cennet'e girmeye lâyık değildir, oraya konulursa isâbetsizlik yapılmış olur" demiş gibidir. Bu da Allah'a hata nisbet etmektir kî, küfürdür. Bu söz de dolayısı ile küfür olmuş olur, ancak -Allah-u a'lem- bunu şöyle anlamak gerekir: Bu söz, dolaylı olarak ifâde ettiği mânâ ile küfür anlamı taşır. Ancak o dolaylı mânâyı yalnızca kâfirler öyle düşünebilirler. Müslüman öyle düşünemez, düşünmemelidir. Yoksa, "Bu sözü söyleyen hüküm bakımından kâfir olmuştur. Yani, bütün amelleri boşa gitmiştir, karısı boş olmuştur, katli gerekmiştir, mi'râstan mahrûm olmuştur..." vb. demek doğru değildir. Belki, "Böyle tehlikeli bir zemîne götürecek bir adım atmıştır, İslâm bağına küfür ormanının dikenini dikmiştir. Derhal tevbe etmeli biçiminde anlamalıdır.