(Spoiler içerebilir!)
Uzun zamandır okuduğum kitapların hepsinin beni etkilediğini düşünürdüm. Ama bu kitap ile bu duygudan ne kadar uzak kaldığımı anladım. O kadar etkileyici ve o kadar sürükleyici bir kitaptı ki. Yazım dili, karakterleri, olayların akışı çok hızlı ve akıcıydı. Beş yaşında bir çocuğun yaşadıkları insanın boynuna urgan gibi yapışır mı? Oluyormuş işte. Kitap karakteri bile olsa. Elime bir fırsat verseler bir kitabı değiştirme hakkım olsa yada kesinlikle Şeker Portakalı olurdu. Zezé tüm bunları o kadar hak etmedi ki. Kitabın bitmesinin üzerine saatler geçti hâlâ kurtulamadım etkisinden. Kitabı bitirince hem nasıl bu zamana kadar okumadığımı sorguladım hem de neden okuduğumu. Tekrar bir şansım olsa okur muydum emin değilim. Ama okuduğumda da klasikler içinde en başlarda yerini alabildi. Hem bu kadar üzülüp hem de bu kadar sevmeyi ben de beklemiyordum. Zezé dışındaki tüm karakterlere de aşırı öfkeli hissettim kitap boyunca, suçlu suçsuz herkese. İşe yaramaz babasına, bencil abisine, Zezé 'nin dediği gibi olan büyük ablasına, hatta Portuga'ya bile. Onu bu yaşında bu kadar hassas kalpli olmaya mahkum ettikleri için. Galiba her okuyan ondan izler buluyor kendinde. O kadar küçük yaşında her şeyi anlayıp, her suçu üstlenip, üstüne bir de dayak yiyor herkesten. Zezé dışındaki her karakterden ayrı ayrı nefret ediyorum. Duyguları yerle bir edebilen bir kitapmış. Çok karmaşık hissediyorum. Ama bir şansım olsa okumazdım hiç bu kitabı. Yine de ilk beş kitap arasında yerini aldı.