Puan vermedi·325 syf.··
2026 14. kitabı
Daniel Keyes’in Algernon’a Çiçekler adlı romanı, ilk bakışta bireysel zekâ, deneysel bilim ve trajedi üzerine kurulmuş gibi görünse de, sosyolojik açıdan çok daha geniş bir alana temas eder. Roman; toplumun “normal”, “zeki”, “değerli”, “işe yarar” ve “insan” saydığı bireyi nasıl tanımladığını çok çarpıcı biçimde sorgular. Romanın merkezinde Charlie Gordon vardır. Charlie’nin zihinsel kapasitesinin ameliyatla artırılması, sadece bireysel bir değişim değildir; aynı zamanda toplumun ona bakışını da değiştirir. Bu yönüyle eser, bize şu temel soruyu sordurur: Toplum bir insanı olduğu haliyle mi kabul eder, yoksa onu ancak belli ölçütlere uyduğu zaman mı değerli görür? Charlie’nin dönüşümü, toplumun engellilik, zekâ, başarı, dışlanma ve saygınlık konularındaki gizli hiyerarşilerini görünür hale getirir. Romanın en güçlü sosyolojik damarlarından biri, zekânın toplumsal statüye dönüştürülmesi meselesidir. Charlie ameliyat öncesinde küçümsenen, alay edilen, korunuyormuş gibi yapılarak aşağılanan biridir. Ameliyat sonrası ise aynı toplum onu daha “değerli” görmeye başlar. Burada roman şunu açığa çıkarır: Toplum, insan değerini çoğu zaman ahlaki ya da insani ölçülerle değil, bilişsel performansla belirler “Akıllı olmak”, yalnızca bireysel bir özellik değil, aynı zamanda toplumsal sermaye haline gelir. Zihinsel kapasitesi düşük görülen bireyler, çoğu zaman tam özne olarak değil, eksik insan olarak değerlendirilir. Charlie’nin yaşadığı deneyim, sosyolojide damgalanma (stigma) kavramıyla çok yakından ilişkilidir. Toplum, farklı olan bireyi yalnızca “farklı” görmez; ona bir etiket yapıştırır. Charlie ameliyat öncesinde çevresi tarafından çoğu zaman “saf”, “yetersiz”, “komik” biri olarak kodlanır. Bu durum birkaç açıdan önemlidir: Charlie’ye yönelik sözde şefkat, gerçek eşitlik
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
7/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 15:19
"Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında kendini istençsiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder." (Sayfa: 23) Doktor Andrey Yefimıç Ragin, hastanenin sorumlu hekimidir ama kurumun ihmal edilmiş haline kayıtsız kalır. Stoacı bir felsefeyle acılara ve adaletsizliklere karşı duyarsızlaşmıştır; "Acı çekmek kaçınılmazsa, direnmek anlamsız" diye düşünür. Koğuşa yeni gelen eğitimli hasta İvan Dmitriç Gromov ile tanışınca, onunla yoğun entelektüel sohbetlere başlar. Gromov, toplumdaki zulmü, adaletsizliği sertçe eleştirirken Ragin pasif bir kabullenme savunur. Bu diyaloglar zamanla Ragin'in koğuşa fazla ilgi gösterdiği dedikodularına yol açıyor ve sonunda kendisi de 'deli' ilan edilerek aynı koğuşa kapatılıyor. Orada yaşadığı fiziksel ve ruhsal çöküş, felsefesinin boşluğunu acı bir şekilde fark ettiriyor. Çehov, burada delilik ile normallik arasındaki ince çizgiyi sorguluyor. Kim gerçekten deli? Koğuş dışındakiler mi, yoksa içindekiler mi? Eser, Çarlık Rusyası'ndaki bürokratik yozlaşmayı, aydınların pasifliğini ve toplumun sorunlara uzak durmasını sertçe eleştiriyor. Acıya karşı direnmek mi yoksa kabullenmek mi doğru? Eylem mi, yoksa düşünceyle yetinmek mi? Çehov, okuyucuyu rahatsız ediyor; Lenin'in bile okuduktan sonra "Kendimi Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettim" dediği rivayet edilir. Rus edebiyatına ilgi duyanlara şiddetle tavsiye ederim İyi okumalar..
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Vesikalı Yarim
Puan vermedi·203 syf.··
2025 61. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2025 11:20
Kitap, sosyolog Erving Goffman tarafından 1963 yılında yazılmış. Dediği şu: Toplumun normallik standartlarına uymayan insanlar toplum tarafından damgalanıyorlar. Bu damgalama üç şekilde yaşanıyor: a) Fiziksel damgalar: Engelliler, yüzünde deformasyon bulunanlar, vb. b) Karakter damgaları: Alkolikler, eski mahkumlar, vb. c) Kabile damgaları: Kürt, zenci, çingene, vb. Damgalamaya konu olan özellikler açık ya da saklı olabilir. Ancak her şekilde, damgalanan insanın hem onu damgalayan toplumla hem de kendisiyle çatışmasına, durumunu idare etmek için farklı savunma mekanizmaları (utanç, kaygı, normal görünmeye çalışmak, vb.) geliştirmesine yol açıyor. Sonuçta, damgalanan kişinin kimliği öyle ya da böyle örseleniyor ve toplum içindeki yaşamı zorlaşıyor. Her şeyden önemlisi, her türlü damganın esasen toplum tarafından oluşturuluyor olması. Yani normallik ve anormallik, damgalanan insanın sırf kendisiyle alâkalı bir olay değil; aynı zamanda kültürel ve politik bir kurgu. Dolayısıyla bu kurgu (damgalanan insanlara bakışımız, onlarla iletişimimiz) değişebilir, iyileşebilir. Unutmamalı: Damga, toplumsal bir olaysa, her an herkes kendisini yeni bir damgayla damgalanmış bulabilir. Örneğin boşanmış insanlar, toplumda birdenbire damgalanan ve dışlanan kişiler hâline gelebilirler. Pek çok damgalama eylemine ve bunun yarattığı tepkilere dair örnekler sunan kitap, belirttiğim üzere, 1963 yılında kaleme alınıyor. İçerdiği fikirlerin alışıldık gelmesi bundan…
DamgaErving Goffman · Heretik Yayıncılık · 2019407 okunma
Rutinleşen bir hayatta yaşama tutunmaya çalışmak
9/10
·216 syf.··
2025 1. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2025 19:57
Rutinleşen, ebeveynlerinin dayattığı hayatı yaşarken kendi hayallerini görmezden gelen, farklılıklarını reddedip diğer herkes gibi olmaya çalışan bir grup insan farklılıklarını daha fazla saklayamayınca 'delirip' düştüğü Villete akıl hastanesinde geçiyor hikayemiz. Buradaki 'deliler' ya gerçekten delidir ,ki aslında az biraz farklı olan herkes delidir, ya da deliler dünyasında sorumluluk almasına gerek olmadığı için dış dünyadan kaçan normal bir insandır. Hepsinin ailesi ya da eşi yüksek meblağlar yatırıp bu paralı akıl hastanesine yakınlarını yatırmıştır. Ve bir gün hastaneye yeni bir kız gelir. İntihar girişiminde bulunan bir kız. "Yaşamına son verme girişimi insana özgü bir şeydi. Aynı şeyi yapan, ama hastane duvarları dışında yaşayan pek çok kişi tanıyordu. Onlar masumiyet ve normallik taslıyorlardı, çünkü intihar gibi skandal sayılan bir yolu seçmemişlerdi. Yavaş yavaş öldürüyorlardı kendilerini, Dr. İgor'un adını Vitriol koyduğu zehri emerek." Vitriol zamanında padişahların, kralların öldürmek istediği hainler için kullandığı bir zehirin adıydı. Dr. İgor, insanin ruhunu bir nevi çekip 'acılaştıran' hastalığa da bu ismi verdi. Dr. İgor'a göre acılaşma hastalığına tutulanlar iradelerini yavaş yavaş kaybedip her türlü isteklerini kaybetmeye başlarlar. Rutin işlerini -işe gitmek, televizyon izlemek, çocuk yapmak, trafikten şikayet etmek vb.- sürdürseler de bunlar artık otomatiğe bağlanmıştır ve hiçbir duygu barındırmaz. Bu hastalıklarını ise bir tek pazar günü hissederler. Oyalanacak tekdüze işleri olmadığından, belirtiler ortaya çıkar. Huzurlu bir hafta sonu yerine sinirli bir şekilde haftayı kapatırlar. Hiçbir şey de olmamış gibi rutin hayatına döndükten sonra hafta sonlarının hemen geçtiğinden şikayet ederler. "Acılaşan insan zamanla hiçbir istek duymaz. Ne
Duygu ve Düşünce
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,6bin okunma
6/10
·300 syf.·
2024 204. kitabı
Güç Mevsimi Ne umdum ne buldum dediğim bir kitap oldu açıkçası. Yazarın başta okuyucuya verdiği bilgilendirme kısmını okuyunca bu kitabı okurken aşırı sıkılacağımı düşünmüştüm zaten. Dünyayı yöneten ailelerden bahsediyor ve bu konu üzerine kitap aslinda. Tabii gerçek kurum ve kişilerle alakası yokmuş. Yazar aslında bu açıdan anlatmak istediğini çok güzel anlatmış kitabın havası karakterleri tavırlar bu açıdan tam da düşündüğü gibi ama kitap aşırı aşırı sıkıcı ve anlatımdan mi bilmiyorum amerikan dublajlari hissi verdi bana. Keşke karakterlerden okusaydık direkt kitabı bence öyle çok daha anlaşılır olurdu. Sürekli planlar, sürekli bir toplantı ve o toplantıların sıkıcılığı sürekli bir yerlerden alıntı yapmaları felsefik felsefik konuşmalar... Dediğim gibi aslında yazar oldukça iyi bir iş çıkarmış ama bence biraz daha normallik katabilirdi. Karakterler aşırı çabuk aşık oldular saçma sapan bir ayrılık.. Son kısım aslında heyecanlı bitti ama devamı olduğunu bildiğim için pek etki etmedi bakalım nasıl devam edecek yine de merak ediyorum...
Edebiyat
Güç MevsimiA. Yasemin Eren · A7 Kitap · 2019396 okunma
fantastik realizmin romantiği
7/10
·176 syf.·
2024 5. kitabı
Hoffmann'ın bu eserinde de önceki eserlerinden bildiğimiz gibi düş gücünün gerçek dünyayla ilişkisini; normallik-delilik, hastalık-sağlık kavramlarıyla ilişkilendirerek aktardığını görmekteyiz. Giglio Fava adlı tiyatro oyuncumuzun uçarı kaçarı tavrının -en azından ben öyle değerlendiriyorum- yanı sıra yazarın ara sıra okura hitap etmesinin hikayeyi daha heyecanlı ve okunur kıldığını söyleyebilirim. Zaman ve mekanlar arası geçişlerin, karakterlerin kimlik çatışmalarının olduğu, tuhaflıklarla dolu bir serüvenin sonunda anlıyorum ki; kendi hayali dünyamızdan kurtularak günün sonunda o acı gerçekliğe dönmenin verdiği hissiyatı yaşıyoruz. Hepimiz zihnimizde farklı karakterler yaratıyoruz ve bizleri içine çeken o güzel hayalden hiç kopmak istemiyoruz. Peki o karakter gerçekten var olsaydı o mükemmelliyetini koruyabilecek miydi? Kitabın karmaşık bir yapısının olmasını da göz ardı etmemekle birlikte, yine de yazarın grotesk ve süslü yazım dilinin kitaba sürükleyicilik kattığını düşünüyorum. Hoffmann'ın renkli dünyasını ve sınır tanımaz kişiliğini seviyorum ve belki de kendimden bir parça buluyorum. Son olarak gece tablolarında da öne sürdüğü gibi ''hiçbir şey gerçek hayattan daha harika, daha fantastik değildir."
Öykü
Prenses BrambillaE. T. A. Hoffmann · Can Yayınları · 202188 okunma