“Asıl suç bize Türklüğümüzü unutturan sebeplerde...” diyordu. Bu zavallı subayların ‘Turan’ın ne demek olduğunu birbirlerine soracak kadar milliyetlerinden haberleri yoktu. Türk tarihinin bir harfini bilmiyorlardı. Oysa düşmanlarımız kendi milliyetlerinin ruhundan aldıkları ideallerle ileri atılıyorlar, tarihlerinin onlara söylediği büyük görevi yerine getiriyorlardı.
[...]
Fakat Türkler... Türkler’in hiçbir fikri, büyük değil küçük emelleri bile yoktu... Böyle ortak bir amaca, bir vicdana, bir ruha sahip olmayan bir milletin fertleri şoven, bencil, hodgam olurlardı. Ortak bir milliyet hayatını, örneğin Türklük diye yüce, yüksek, büyük bir şeyi anlayamadıklarından özel ve kişisel hayatları değerlenir, canlarını kolaylıkla feda edemezlerdi.
Seviyorum zannettiği bu siyah gözlü hoş kadın, gerçekte, aslıyla, esaslarıyla, aidiyetliğiyle kendisine ne kadar yabancı, ne kadar uzaktı. Ve hatta düşmandı...