Mekke şehrindeki insanların ibadeti için yapılmış ilk evi, onun için ve ailesi için, âlemlere hidayet vesîlesi ve mübarek kıldın; o evde apaçık işaretler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim o eve girerse emniyette ve amanda olur ve buyurdun ki: “Elbette ki Allah siz Ehl-i Beyt’ten her kötülüğü gidermek ve sizleri tertemiz kılmak ister.”( Ahzap Suresi, 33) Yine Muhammed (s.a.a)’ın peygamberliğinin mükâfatının “Ehl-i Beyt’i sevmek” olduğunu Kur’an'da açıkladın ve buyurdun ki: “De ki, ey Resul, ben sizden, yakınlarımı(akrabalarımı)sevmekten başka bir mükâfat istemiyorum.” Ve yine buyurdun ki: “De ki, benim sizden, Peygamberliğimin mükâfatı olarak istediğim şey, sizler içindir (kendi yararınızadır…).”( Sebe Suresi, 47) (Yâni “Ehl-i Beyt’i sevmek, onları saadete kavuşturur” diye söylemesini emrettin.) Ve buyurdun ki: “De ki, peygamberliğime karşı sizden bir karşılık istemiyorum. Meğerki dileyen bir kimse Rabbine bir yol bula.”( Furkan Suresi, 57) Demek ki, onlar (Ehl-i Beyt), sana ulaşan yol ve rızana vardıran vesîle idiler. Onun (Peygamberin) ömrünün günleri sona erince de, velisi Ali ibn-i Ebu Tâlib’i (a.s) hidayetçi olarak tayin etti. Çünkü o korkutucu idi; her kavmin bir de hidayetçisi vardır. Böylece o, büyük bir halk kitlesinin de önünde olduğu halde buyurdu ki:
“Ben kimin mevlâsı isem, Ali’de onun mevlâsıdır. Allah’ım! Onunla dost olanla dost ol, ona düşman olana düşman ol! Ona yardım edene, yardım et ve onu yalnız bırakanı yalnız bırak!”