Ve yıllar geçtikçe Fugui gibi adamlarla karşılaştım. Pantolonlarını aynı onun gibi giyen adamlar, pantolonlarının ağzı dizlerine kadar düşmüş adamlar. Yüzlerindeki kırışıklıklar güneş ışığı ve çamurla dolmuş, gülümsediklerinde görülen bomboş ağızlarında bir iki tane diş kalmış adamlar. Sık sık ağlasalar da bu, çok mutsuz olduklarından değildi. Bazen çok mutlu ve huzurlu olduklarında bile alıyorlardı. Elleri tozlu yollar gibi kirli ve kaba sabaydı. Gözlerindeki yaşları silmek için ellerini havaya kaldırmaları, üstlerindeki çamuru temizlemek kadar doğal bir hareketti.
Tüm insanlar aynıdır: Kendileri bir başkasının cebinden alırken yüzleri aydınlanır, gülümserler ama kaybetme sırası onlara geldiğinde yastaymış gibi ağlarlar.
Babam çok saygın biriydi. Ama tuvaletini yaparken fukaralara benzerdi. Odada, yatağın yanındaki lazımlığa yapmayı sevmez; çiftlik hayvanları gibi doğada, açık havada yapmayı severdi. Her gün karanlık çökerken, kurbağaların vıraklaması gibi geğirir, odadan dışarı çıkar, yavaşça köyün girişindeki helaya doğru yürüdü.