İyiyim ben,
İyiyim iyiyim
İyiyim ben belki kendimi kandırıyorum
Yaşamak kendini kandırmak değil midir zaten
Arkamızda bunca ölü gün
Önümüzde ölüm denen uçurum varken
Hasan Bacanlı
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Birinci ve ikinci kuşak analistler Ludwig Jekels ve Edmund Bergler, aşkın sevilme hissinden, yani narsisistik bir projeden başka bir şey olmadığına hükmetmişti. "Her sevme sevilmeye eşdeğerdir. Son tahlilde yalnızlaca sevilme istediği vardır (1949, s. 339)." "Sevilen nesnenin ardında kişinin kendi beni yer alır; sevilmenin verdiği manik sarhoşluğun tadını çıkarır (1949, s. 337)
Karşısında suçluluk duyduğumuz birinde aşkı aradığımızı, zira bu insan bizi severse daha az suçluluk çekeceğimizi iddia etmişlerdi. " O halde sevgi, suçlu hissetmekten mi kaynaklanır? Bu fikir kulağa tuhaf gelebilir ama biz onun arkasındayız ( 1949, s. 337)"
Lacan onların vardığı sonucu daha genel ifade eder: Suçlu hissetmekten kaçmak için severiz, hatta bize kendimizi suçlu hissettirebilecek biri tarafından sevilmeyi umarız! Lacan onların bakış açısına katılmaz.
Frued zaman zaman aşkı çocuğun annesine duyduğu bağımlığa; açlığını giderebildiği, sıcaklık ve yakınlık ihtiyacını karşılayabilen anne şefkatine indirgemişti.
(Aklıma başka bir kitabında okuduğum şu sözü geldi : " Bir aşk nesnesi bulmak aslında onu yeniden bulmaktır." )