YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar
PABLO NERUDA
“Freud ‘Aşk Alanında Evrensel Değersizleştirme Eğilimi’ makalesinde bazı erkeklerin, başka bir erkekle ilgisi olmadığı sürece bir kadına âşık olamadıklarından bahseder. Böyle erkekler, bu biçimsel, yapısal ve simgesel koşul olmadığı takdirde bir kadınla ilgilenmezler.
Bu koşul tabii ki oğlan çocukların, annelerinin sevgisi için en başından beri babalarıyla (veya kardeşleriyle) rekabete girdikleri Oidipal üçgeni anımsatır.”
Her birimizin kişisel risk ve fedakarlıklar rağmen başkalarına yardım etmeye karar vermek için doğru durumsal anı bekleyen potansiyel birer kahraman olduğumuza inanıyorum
İyi insanları kötü insanlardan ayıran kapanması imkansız bir uçurum olduğu fikri iki sebepten ötürü bir huzur kaynağıdır. İlk olarak bu fikir kötülüğe bir öz katarak bir nevi ikili mantık yaratır. Birçoğumuz kötülüğü bazı insanlarda olan, bazılarındaysa olmayan bir mevcudiyet, bir özellik olarak algılarız.
İyi kötü ikililiğini benimsemek aynı zamanda "iyi" insanların sorumluluk küfesini boşaltır. Bu ikilik sayesinde onlar sapkınlığın suçun barbarlığın dalga geçmenin kabadayılık yapmanın tecavüzün işkencenin terörün ve şiddetin sebeplerini yaratmada sürdürmede veya göz yummada bile olası bir görevlerinin olduğu düşüncesinden kurtulurlar.