Abdi

Abdi
@aabdi
Mockingbird
Puan vermedi
Divan edebiyatı ya da daha isabetli tabirle klasik türk edebiyatı (s. 18) islamî bir devrin edebiyatı olmakla beraber (s. 20), islamî bir edebiyat olduğundan bahsetmek (yazar aksi görüştedir s. 148) pek mümkün değildir. Aksi yöndeki kanının sebebi bir çok şairin mutasavvıf olmamasına rağmen tasavvufi tabirleri kullanmaktan çekinmemesidir. (s. 152) Batı edebiyatı ile kıyaslandığında divan edebiyatının farklı yönleri tebellür etmektedir. Her şeyden önce 600 yıl süren bir sanat akımı / edebiyat yapma şekli batıda mevcut değildir. (s.41) Şekil unsurları açısından, gazellerin beyit beyit kendi içinde güzelliği hedeflemesi, bütünlük kaygısı hissetmemesi Batı'ya yabancıdır. Yazara göre parçaya değil bütüne önem veren Şark estetiğin bir sonucudur bu. (s. 93) Konu olarak ise batı edebiyatındaki "amor courtouis"(courtly love/yüksek zümre aşkı) ile divan edebiyatındaki aşk arasında bir benzerlik bulunmaktadır. Bununla beraber divan edebiyatındaki konu Batı edebiyatındaki "amour courtouis" kavramından iki hususta ayrılmaktadır: 1) Karşılıksız bir aşk olması, 2) Aşık ile maşuk arasında bir sosyal statü farkı olmaması (129, 130) Divan şiiri, her şeyden önce ağır bir Türkçe ile yazılır. Bu hem içinde bulunulan kültür havzasından hem de Türkçe'nin başlarda aruza elverişli bulunmamasından dolayı yabancı kelimelerle zenginleştirilmesinden kaynaklanır. Türkçe'nin elverişsizliği konusunda en çok şairler yakınmış, Hoca Ahmed, Süheyl ü Nevbahar'da Türkçe'yi aruza sokmaya çalışırken vücudunun yarısının eridiğini söylemiştir. (s. 68) Divan şiiri her şeyden önce bir disiplin şiiridir. Yani genel anlamda, konu anlamında ve şekil anlamında çeşitli sınırlamalar içermektedir. Bu yola giren şair, geleneği ikinci tabiatı haline getirecektir. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi ifade edecek, hayatında
Divan EdebiyatıÖmer Faruk Akün · İsam Yayınları · 2013109 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
Şakuntala takriben milattan sonra 4. yüzyıllarda yazılmış. Eserin yazarı Kalidisa, Hint edebiyatı tarihi için kilit bir isim. Eski metinler kadar din eksenli bir kuru metin olmakla, sonraki taklitçi edebiyat arasında pek güzel bir orta yol tutmuştur. Kalidisa'nın daha önceki eserlerinde de işlediği bir tema mevcut: Tanrıların kıskançlığı. Öyle ki tefekkür ve istiğrakta çok ileri giden bir brahmanı saptırması için Tanrı İndra, Şakuntala'nın annesi olan bir perinin (Makala) gönderilmesine karar veriyor. Hint tanrıları da Yunan tanrıları gibi kıskanç. Kitapta Brahmanlar genellikle kötü tasvir ediliyor. Dünya zevklerinden kendilerini soyutluyor olmalarına rağmen Kalidasa'nın onların çoğunu ham sofulukla tavsif ettiğini görebiliriz. Henri Bergson, Din ve Ahlakın iki kaynağı adlı eserinde şöyle der: Tabiatla iç içe olan topluluklarda tesadüfler, rastlantılar, mucizeler sık gerçekleşir. Gerçekten de lotüs çiçekleriyle konuşan, ağaçlarla eğlenen bir halkın olduğu bu eserde karakterler bir arza bir semaya uruç ve nuzül edebilmekteler. Açıkçası meyve çeşidi gibi tanrı yetiştiren bu münbit topraklar, aklın devre dışı kalmasında daha doğrusu akla ters olayların gerçekleşmesinde hiç tahayyüre kapılmıyor. Semaya çıkış, tanrılarla görüşme, bir dereden su içmek kadar sıradan olarak telakki ediliyor eserde. Her ne kadar Kalidasa’nın Brahmanların çoğunu ham sofulukla itham ettiğini söylesek de, gerçek Brahmanlığa ve dine karşı hürmetin önemli olduğunu eserde bazen dolaylı bazen açıkça görüyoruz. En basitinden kral Duşmanta Brahmanların beslediği ceylanları avlamaktan vazgeçerek, yahut Brahmanların tapınağına giderken ziynetlerinden ayrınarak onlara karşı olan hizmet ve hürmetini gösteriyor. Karşılığında da Şakuntala gibi biriyle evlenmek nimetine kavuşuyor. Kalidasa aşkın şehevi
Edebiyat
ŞakuntalaKalidasa · İmge Kitabevi · 200558 okunma
8/10
Uzun bir inceleme oldu. Kitap kadın erkek ilişkilerini ele alıyor. Kıskançlık ve yarattığı psikozlar, toplum eleştirisi ve Tolstoy'un ahlak anlayışı çerçevesinde incelenmiş. Tolstoy'un bu kitapta yaptığı şey, tıpkı bazı dramların başında olduğu gibi en veciz ve en mücmel şekilde bize fikirlerini havada uçuşturacağı bir ortam hazırlamak ve tıpkı bir "squash" sahası gibi fikirlerinin ordan oraya sekmesini izlememize imkan tanımaktı. "Neden devam etsin ki insan soyu?" diyordu Pozdnişev, romanın ana karakteri, karısını öldüren bir cani, iyi bir hatip. Tolstoy kendi dünyasından fırlayan karakterlerinden en çok onun konuşmasına izin veriyordu. Belki de en çok hissiyatı onunla paylaşıyordu. Zaten kişi daim kendine dair olanları duymak ister, velev o velev bu şahıs hakkında konuşulsun, o bana benziyorsa istediği kadar konuşabilir. Bize kendi dünyamızı anlatan romanlara roman diyormuş Goethe, tartışılabilir: Bize bizi, bizim anlamadığımız şekilde anlatan şeylere roman denmeli aslında. Yani, Woolf'un iddia ettiği gibi roman hayatın aynası olmamalı. Romanın başında kadınları ata benzeten yaşlı tacir ve yanında "meriç"iyle dolaşan feminist kadın avukatın aynı vagonda sohbetlerini dinlerken işler çok daha karmaşıktı. Gönül isterdi ki, Tolstoy bunu sürdürsün bu karakterleri boğuştursun, karakterler birbirini kündeye yatırmak için uğraşırken biz "müsademe-i efkardan barika-i hakîkat"ler toplayalım. Tercih etmemişti bunu Tolstoy, belki de sonunda karısını öldürdüğü bilinen bir adamın kendini aklamak için uzunca bir süre sözünün kesilmeden konuşabilmesine imkan tanımak gerekirdi. Mahkeme beraat veriyordu da acaba vicdanlarımızda beraat verebilecek miydik Pozdnişev için? Öyle ya da böyle, Pozdnişev'in baştan beri dürüst bir insan olarak tasviri onu peşinen kınamamıza engel oluyordu.
Hukuk
Kreutzer SonatLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201913,7bin okunma