Şakuntala takriben milattan sonra 4. yüzyıllarda yazılmış. Eserin yazarı Kalidisa, Hint edebiyatı tarihi için kilit bir isim. Eski metinler kadar din eksenli bir kuru metin olmakla, sonraki taklitçi edebiyat arasında pek güzel bir orta yol tutmuştur.
Kalidisa'nın daha önceki eserlerinde de işlediği bir tema mevcut: Tanrıların kıskançlığı. Öyle ki tefekkür ve istiğrakta çok ileri giden bir brahmanı saptırması için Tanrı İndra, Şakuntala'nın annesi olan bir perinin (Makala) gönderilmesine karar veriyor. Hint tanrıları da Yunan tanrıları gibi kıskanç. Kitapta Brahmanlar genellikle kötü tasvir ediliyor. Dünya zevklerinden kendilerini soyutluyor olmalarına rağmen Kalidasa'nın onların çoğunu ham sofulukla tavsif ettiğini görebiliriz.
Henri Bergson, Din ve Ahlakın iki kaynağı adlı eserinde şöyle der: Tabiatla iç içe olan topluluklarda tesadüfler, rastlantılar, mucizeler sık gerçekleşir. Gerçekten de lotüs çiçekleriyle konuşan, ağaçlarla eğlenen bir halkın olduğu bu eserde karakterler bir arza bir semaya uruç ve nuzül edebilmekteler.
Açıkçası meyve çeşidi gibi tanrı yetiştiren bu münbit topraklar, aklın devre dışı kalmasında daha doğrusu akla ters olayların gerçekleşmesinde hiç tahayyüre kapılmıyor. Semaya çıkış, tanrılarla görüşme, bir dereden su içmek kadar sıradan olarak telakki ediliyor eserde.
Her ne kadar Kalidasa’nın Brahmanların çoğunu ham sofulukla itham ettiğini söylesek de, gerçek Brahmanlığa ve dine karşı hürmetin önemli olduğunu eserde bazen dolaylı bazen açıkça görüyoruz. En basitinden kral Duşmanta Brahmanların beslediği ceylanları avlamaktan vazgeçerek, yahut Brahmanların tapınağına giderken ziynetlerinden ayrınarak onlara karşı olan hizmet ve hürmetini gösteriyor. Karşılığında da Şakuntala gibi biriyle evlenmek nimetine kavuşuyor.
Kalidasa aşkın şehevi