Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun kaleme aldığı Yaban romanı, tam olarak köy halkı ve aydının farklarını anlatıyor. Ancak roman sadece bir köy ve bir şehirlinin hikayesi değil. Bana kalırsa, Türkiye’nin modernleşme sürecinde halk ve aydın arasındaki kopukluğun da göstergesi sayılabilir.
Romanın baş kahramanı Ahmet Celal, savaştan dönmüş, şehirli ve eğitimli bir subay olarak köy hayatına uyum sağlamaya çalışıyor. Ben onun bakış açısından bakınca, aslında kendi hayatımda da zaman zaman yabancılaştığım bir dünyayı görüyorum. Ahmet Celal’in köylülerle kuramadığı bağ, sadece kültürel farklardan değil, aynı zamanda içsel bir mesafeden kaynaklanıyor. Köy halkı Ahmet Celal’i benimsemek, aralarına almak istemiyorlar. Onu yaban olarak görüyorlar. Yaptığı her şeyi, diş fırçalamak ya da traş olmak gibi basit gündelik olayları bile şüpheyle, şaşkınlıkla karşılıyorlar. Benim gözümde Ahmet Celal, halkı yargılamak yerine anlamaya çalışan ama bunu başaramayan bir insan olarak çıkıyor karşımıza.
Halk ve aydın çatışması roman boyunca öyle doğal bir şekilde anlatılmış ki ben okurken kendi içimde de anlamayan/anlatamayan durumu sorguladım. Köylüler Ahmet Celal’i anlamıyor, Ahmet Celal de köylüleri… Mesela köy halkının Milli Mücadele’ye bakışı, bence sadece bilgi eksikliğinden değil, aynı zamanda şehirli bir bakış açısının getirdiği sabırsızlıktan kaynaklanıyor. Ben bunu okurken kendi çevremde bazen farklı düşüncelere sahip insanlarla iletişim kurmakta zorlandığım anları hatırladım, fark ettim ki romanın gerçek gücü, bu empatiyi okuyucuya hissettirmesinde. Ancak Ahmet Celal’in de kabullendiği gibi, köylünün hissettiği bu yabancılaşmadaki, bağnazlıktaki asıl sebep ise eğitimsizlik, aydın halkın köy halkına gerekli bilgileri aşılayamaması.