Sol elinin iki parmağına sıkışmış sigaradan dağılan duman odaya yayıldıkça, ellerinin arasındaki başı, bacası tüten ve asla yoksulluktan değil, ancak acıdan sıvası dökülmüş bir gecekonduya dönüşüyordu.
Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısıydı. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acıydı. Hayatta asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu.