Postacı kız(Değişim Rüzgarları) ,Stefan Zweig'in öldükten sonra basılan kitaplarından biri. Zweig, 1.Dünya savaşından çıkmış olan halkın yaşadığı fakirlik, ümitsizlik, statü farklılığını yani genel olarak sosyolojik durumu Christine karakteri üzerinden net ve acı gerçeklerle anlatmış. Kitaba ikinci yarısında dahil olan Ferdinand üzerinden ise savaşın insanların ruhlarında bıraktığı yaraları tanıma şansınız oluyor. Hayal kırıkları çok fazla iki yüreğin birbirini tanıması ve anlaşması çokta zor olmuyor tabi ki.
Christine,Avusturyada küçük bir köyde postacı olarak çalışmakta ve kıt kanaat geçinmekte, sıradan bir hayat yaşamaktadır.Böyle bir hayatı ne kadar devam ettirebileceğini düşünürken çok zengin olan teyzesi onu bir tatile davet eder. Bu kısa tatille hayal bile edemeyeceği zenginlerin dünyasına adım atar.Daha önce haberi dahi olmadığı şatafatlı dünyanin büyüsüne kısa sürede kapılır. Ancak her güzel şey gibi bu büyüde kısa sürede sona erer. Tekrar eski hayatına döndüğünde bu zengin yaşam tarzı aklından bir türlü çıkmaz, eskisi gibi yaşayamaz.Chrsitine ile fakirliğin insanlar üzerinde yarattıığı etkileri dibine kadar hissediyorsunuz.Hangisi daha kötü bilemiyorum hayal bile edemeyeceğimiz bir yaşam tarzından hiç haberdar olmamak mı? Yoksa bu yaşam tarzını bilip buna hiç sahip olamayacağını bilmek mi?
Kitabın sonu ise tıpkı yazarın yaşamı gibi sanki yarım kalmış hissettiriyor. Kitapta bundan sonra ne olacak diyorsunuz ama asıl anlatılmak istenen o ana kadar yaşananlar ve gerçekleşen değişimler.Ve yine söyleyebilirim ki Stefan Zweig'in o karamsarlığı kitaba hakim.