Kitabın adı beni kendine çekti, akıl ve tutku çok zıt kavramlar diye bilinir genel toplum içerisinde ama akıl ve tutku içe içe geçmiş kavramlardır
Bir tarafta her şeye mantıklı yaklaşmaya çalışan bir kız kardeş bir tarafta her şeye romantizm katan bir kız kardeş. İkisi çok zıt karakterler ama birbirinden ayrılamayan bir bağla bağlılar çünkü onlar kardeşler...
Kitap içerisinde ki gerçeklikler ve hüzünler , sonrasında gelen mutluluk dolu paragraflar insanı duygudan duyguya geçişi gösterdi. Akıl mı tutku mu dedirtti en son bitirdiğimde kendime ama bir tercih yapamadım ne akıl ne tutku her ikiside birbirinden kopmayan gizli bağlarla bağlı . Yeni bir bakış açısı kazandırdı bana her şeye rağmen tekrar kalkıp yürümeyi ve yolun sonunda mutluluğu bulabileceğini ....
Bu ;Batı Trakya'da yaşayan ve her dakika kan kusan insanların hikayesidir. O insanlar yerle gök arasında yalnızdır, kaderlerini yaşarlar... Ellerimi uzatsam, erişemem.........
Azap TopraklarıEmine Işınsu · Töre Devlet Yayınevi · 1977911 okunma
"Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakikî bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştan başa hassasiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama, ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükâfat istemez, bir garip kişidir... Ülküsüne hizmet edenlere son derece hürmetkârdır. Gerçek âşıklar gibidir; kıskanmaz. Sevgilinin sevildikçe güzelleşeceğini bilir. Sevmenin gururu yegâne süsüdür. Ülkücünün en çok dinlediği, "nasihat"dir. "Yapma!" derler, "Hayatını heba etme!" derler, "Gününü gün et!" derler. O kadar çok şey söylerler ki, hiç bitmez. O hepsini dinler, ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar."
Kendi varlıklarını Devlet-i ebed müddete adamış serdengeçtilerin zeka ve tecrübeleriyle yaptıkları mücadele anlatılmaktadır.Bu Serdengeçtilerin ömürlerinin vefa etmeyeceği davaları vardır ve bu dava uğrunda canı pahasına mücadele ederler ,bu sırada türklüklerinden taviz vermezler bu da diğer milletleri etkiler ve türk ne kadar düşman olarak bilinsede onların kalbinde bir taht kurmuştur.Çünkü türk dürüstlüğünden ve doğruluğundan bir şey kaybetmeden hayatına devam eden bir millettir.Kendi kurtuluşlarının ve bir devlet kurmanın yolunun türkleri yok etmekte olmayıp onların desteğiyle başarabileceklerini anlarlar.Macar halkı Bağımsız bir Macaristan kurmanın önündeki engellerden biri olan kiliseye karşı yavaş yavaş uyanmaya başlamıştır ve gerçeklerin farkına varmaktadır.Romanı okurken bağımsız bir devlete sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyoruz.Romanda dikkat çeken bir diğer nokta ise bir milleti yok etmek yada yıkabilmek için inancına (dinine) zarar vererek bunun başarılabileceği söylendi bu doğru bir tespittir,inançlarımız ve din hayatımızı şekillendirir ,bize bir ölçü koyar.
Cengiz Aytmatov 'un bütün dünyada geniş yankılar uyandıran bu romanı yürek paralayan ,tüyler ürperten bir haykırıştır.Fakat umutsuz bir çırpınış değil,tutsaklığa ,baskılara ve sürgünlere karşı umudu hep diri tutan bir meydan okuyuştur. Cengiz Aytmatov Mankurtlaşmayı , beyinleri ele geçirilmiş insanları ve bu insanlar üzerinden yürütülen sistemi etkileyici bir şekilde ele almış ve anlaşılır bir şekilde okuyucuya aktarmıştır.