ayse

ayse
@aayse_e
@aayse_e·
·
sabitlendi
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görünmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat makul değil miydi?
Reklam

ayse

, bir kitap okudu
Puan vermedi·540 syf.·
2025 4. kitabı
Sylvia Plath
8.6/10 · 1.677 okunma
O uzun ve bitmek bilmeyen çileli günlerine yapılan en ufak bir gönderme ya da herhangi bir başka dış sebep -tıpkı mahkemede olduğu gibi- ruhunun en derinlerine işleyerek onun bu duruma gelmesine sebep oluyordu; fakat hüzün bazen de kendiliğinden geliyordu, sanki üç yüz mil uzaktaki Bastille’in gölgesi, yaz güneşinde bile, onun hikayesini bilmeyenlerin asla anlayamayacağı bir keder bulutu olup çöküyordu üzerine.
Sesin insanın yüreğini parçalayan yanı, uzun süreli yalnızlık ve terk edilmişlikten kaynaklanıyor olmasıydı. Âdeta çok, çok eskiden çıkarılmış bir sesin en son cılız yankısıydı. İnsan sesinin sahip olduğu o canlılığı ve tınıyı öylesine yitirmişti ki, insanda, bir zamanlar güzel olan bir rengin soluk bir lekeye dönüşmesinin yarattığı hissi yaratıyordu. Ses öylesine boğuk ve bastırılmıştı ki, yerin altından geliyor gibiydi. Umarsız ve kaybolmuş bir yaratığın anlam yüklü sesiydi sanki; kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde bir başına, aç biilaç gezinmekten bitap düşmüş bir yolcu, ölüm döşeğinde evini ve dostlarını yâd ederken sesi böylesi bir tonda çıkardı ancak.