Ayakta duran Meryem insanların günahlarından arınması için üzgün bir şekilde dua ederken ayakta olan İsa’nın sağında betimlenmiştir.  Bu sahne Büyük Sarayın giriş kapısındaki tunç kapı “Khalke Kapısı” üzerindeki sahne ile benzerliğinden dolayı bu isimle anılmıştır. Meryem’in eteğinin yanında Prens İsaak Komnenos, sağ tarafta ise rahibe kıyafetleri içinde   prenses Maria Palaiologos diz çökmüş dua eder vaziyette tasvir edilmişlerdir.  Muhtemelen bu mozaik pano 12. yy. ve 14. yy’larda kiliseye hizmette bulunan, yapının tamirini yaptıran kişilere ait olmalıdır. İmparator VIII.Mikhael Palaiologos’un kızı olan Maria, 1265 yılında Moğol Hanı Hülagü’ye eş olarak Karakurum’a gönderilmiş, ancak Karakurum’a varamadan Hülagü Han ölmüş, Maria  onun oğlu Abaka Han ile evlenmiştir.  Bu evlilik nedeniyle Moğolların Maria’sı diye anılmaktadır.  Rahibe olduktan sonra Melane adını almıştır. Prenses Maria’nın Moğol’lara gelin gitmesi, İsaak Komnenos’un da mezar yerini  Trakya’daki Kosmosoteriya’da hazırlatması nedeniyle her ikisinin de Kariye’de gömülme arzuları gerçekleşmemiştir.
Şemseddin Cüveyni
İlhanlılar döneminde görev yapan büyük bir devlet adamı ve vezir olan Şemseddin Cüveynî, Hülâgû'nun son yıllarında getirildiği vezirlik/sâhib-i divanlık görevini Abaka döneminde de sürdürdü ve İlhanlı topraklarını büyük bir başarıyla yönetti. Argun Han'ın tahta çıkışından kısa süre sonra, kendisini çekemeyenlerin iftiraları sonucu şehit edildi (1284). Çok iyi tahsil görmüş, muhtelif ilim dallarında söz sahibi, şair ve büyük bir münşî olan Şemseddin Cüveynî, halka adaletle davranır, fakir fukaraya sahip çıkar, devlet kapısında işi olanları boş çevirmezdi. Alimleri, edip ve şairleri, sanat erbabını koruyup kollar ve gelirlerinin mühim bir kısmını bu yolda harcardı. Mantık ilminin meşhur eserlerinden "Şemsiyye", onun isteğiyle kaleme alınmış ve adına nisbet edilmiştir.
Yedikıta Dergisi - Sayı 191 (Temmuz 2024)
Yedikıta Dergisi - Sayı 191 (Temmuz 2024)
Tarih
Bugün okuduğum kitapta Abaka ile ilgili şöyle bir bilgi dikkatimi çekti: Abaka Budist Uygur bahşılarına fazla iltifat göstermiş fakat Hris­tiyanları da himaye etmişti. Bunlardan bilhassa Makikh, sonra Mar Denha ismindeki iki Süryani patriğine iltifatlarda bulunduğu kayıtlıdır. Kuzey Çin'de Şan-si vilayetindeki Tokto mıntıkasında Nasturilerin patriği olan Uy­gur Rabban Çauma ile Hanbalık'daki (Pekin) Nasturi patriği Uygur Markus, 1275'te İran'a gelerek Abaka Han'ın müsadesiyle Horasan'da Tus yakınında bir manastır kurdu." Aklıma hemen birkaç soru geldi. İlk aklıma takılan şudur; Bu iki Hristiyan Uygurun İran'da inşa ettirdiği Manastır'a ne oldu? Bahsi geçen Budist Uygur Bahşılar bizim bildiğimiz Yugur Türkleri midir yoksa bugün tamamen Müslüman olan Uygur Türklerinin ataları mıdır? Bir de bu ikonaları buldum. Nasturilerde Hz. İsa'nın resmedilmediğini biliyoruz fakat bu iki ikonada azizler olarak resmedilmişler. Şu halde Nasturilerde yalnızca Hz. İsa'yı resmetmek mi yasaktır yoksa kimse mi ikonlaştırılamaz? Eğer kimse ikonalaştırılamazsa bu tasvirler kimin elinden çıktı? Bilen birisi aklımdaki soru işaretlerini silebilirse çok memnun olacağım.
...Savaşta öldürülen Toku ve Tudavun Noyanların eşlerinin ağlamasından etkilenen Abaka Han, bazı kumandanlarının da ısrarıyla Muînüddin’i yakınlarıyla birlikte 1 Rebîülevvel 676’da (2 Ağustos 1277) idam ettirdi. Ermeni tarihçisi Hayton, Muînüddin Pervâne’nin cesedinin Moğol gelenekleri uyarınca ikiye ayrıldığını ve yenildiğini yazar. İlhanlı devlet adamı Şemseddin el-Cüveynî, Pervâne’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü, “Süleyman artık yok, şeytanlar özgür” diyerek ifade etmiştir.
Adaletli olmayıp iyilikle anılmayı bekleyen padişah arpa ekip buğday biçmeyi isteyen kimse gibidir. Sa'dî-i Şirâzî (Abaka Han'a yazdığı nasihatnâme'den)