...
Ya kitap almayı, 'şık' bir aydın davranışı saydığı için, satın almasına alıyor ama okumuyor, çünkü 'vakti yok, fazla meşgul'; ya da aldığı kitabı iyi niyetli bir okur gibi okuyor ama anlamıyor!
İkinci sebep elbette çok daha vahim, çünkü okuduğunu anlamayışı, onun ahmaklığından değil, kitabı hayatına gerçek manada entegre edememiş olmasından; başka deyişle, kitapla hayatın bir ve aynı şey olduğunu idrak edemeyişinden!
Gerçeklik Savaşı'nın 'fedailer mangası'ndan toplumcu şairler, artık hiçbiri yaşamıyor; onları 'yaşatmak', genç 'toplumcu' sanatçılara düşmez mi?
Düşmesine düşer de, günümüzün 'toplumcu' geçinen sanatçıları, nedense, Üçüncü Yeni'nin 'sirkinde' palyaçoluk etmeyi tercih ediyor.
Belki de ölüm dediğimiz şey böyledir. Tül kadar ince ve bulanık bir zarın arkasında gizlenmek, oradan etrafı dinlemek, görmek, oradan sevdiklerine hasret çekmektir.