Atatürk'ün çocukluk ve ilginçlik yıllarında (II. Abdülhamid dönemi) Türklerin futbol oynamasına iyi göze bakılmazdı. Hatta yasaktı.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
Amiral Sir Henry Woods anlatıyor:
“…Sadrâzam ve nâzırlar tebriklerini arz etmiş, en kıdemli vezîrlere sıra gelmişti ki, ortadaki muazzam âvîzenin zangırdadığını duydum. Baktım, dîğer âvîzeler de sallanıyordu. Büyük âvîzeden büyük bir parça kopmuştu, teşrîfât-ı umûmiyye nâzırı Vezîr Münir Paşa’nın tepesine düşmek üzere idi. Zemînin, ayağımın altında gidip geldiğini hissettim. Japonya’da ve Güney Amerika’da pek çok zelzele görmüştüm. Zelzele olduğunu hemen anladım. Sıvalar düşmeye ve pencere camları çatlamaya başladı. O anda büyük panik oldu. Sivil ve asker, Dolmabahçe Camii avlusuna açılan pencerelere koşup oradan dışarıya atlamak istiyorlar, tavanın başlarına yıkılacağından korkuyorlardı. Heyecanını gizleyen ve îtidâlini kaybetmeyen tek şahıs, II. Abdülhamîd idi. Yaşlı hâriciye nâzırı Saîd Paşa ile birkaç kişi, padişaha, salonu terk etmesi için yalvarıyorlardı. II. Abdülhamîd, kulak asmadı. Tahttan kalktı. Hünkâr başimâmını çağırdı. Duâ etmesini emretti. İmâmın dâvûdî sesiyle yaptığı duâyı hiç unutamayacağım, tüylerim diken diken oldu. Duâ bitti ve zelzele de bitti. Padişah, muâyedenin devamını irâde etti. Hiçbir şey olmamış gibi tebrikleri kabûle devâm ediyordu. Ama kısa fâsılalarla yer sarsıntısı devam ediyordu ve herkesin korkudan benzi solmuştu. Tavana yakın husûsî bölmelerdeki elçiler, korkudan ne yapacaklarını şaşırmışlar ve paniğe kapılmışlardı.”
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Son
Kasyun Dağı'nın ardından Şam'da son olarak Abdülhamid Han tarafından Müslümanlar arasındaki irtibatı güçlendirmek için inşa edilen Hicaz demiryolunun Şam durağını ziyaret ettik.Abdülhamid Han'ın hayallerini torunlarının gerçekleştirebilmesi için dua edip İstanbul'a doğru yola çıkarken Suriye gözüme acılar ve yıkıntılar arasından ayağa kalkmaya, kendini de doğrultmaya çalışan yaralı bir insan gibi görünüyordu.
Sayfa 192·Kitabı okudu
Alıntı
II. Meşrutiyet'in ilânından birkaç gün sonra, kaynaklardaki ifadeleri doğru kabul edersek onuncu günde (3 Ağustos 1908) Akif'in de 11 arkadaşıyla birlikte Cemiyet mensubu olan ve Rasadhane müdürlüğüyle şöhret bulmuş Fatin Gökmen Hoca'nın tavassutuyla İttihat ve Terakki hareketine katıldığı ve yemin ettiği biliniyor. Yalnız yemin ifadesindeki "Cemiyet'in emirlerine bila kayd u şart [kayıtsız ve şartsız] itaat" ifadesine itaraz ettiği ve "Cemiyet'in yalnız emr-i marûfuna [doğru/dine uygun emirlerine] biat/itaat ederim, mutlak söz veremem" diyerek böyle yemin ettiği ve tartışmalara sebebiyet veren bu davranışının neticesinde yemin metninin değiştirildiği ifade edilmektedir⁹⁰.
Sayfa 72 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları / ⁹⁰ bk. Mithat Cemal, age, s. 74-76. Mithat Cemal Akif'in Hürriyet'in ilânından dört gün sonra Cemiyet'e girdiğini söylüyor.
Tarih
Destanlık bir çaba ile emperyalizmin hücumlarını göğüslemeye çalışan bir Abdülhamid Han, bir tarafta açılan okullar, kurulan fabrikalar, döşenen telgraf telleri, uzayıp giden demiryolları, öbür yandan Afrika içlerine, Amerika'ya, Japonya'ya, Çin'e gönderilen İslâm tebliğcileri. Sonra batıdan yayılan kuduz ırkçılık hareketleri. Ermenilerin, Rumların, Bulgarların ''Kızıl Sultan'' yaygaraları. Bunlar doğal, ya bunların ağzı ile saldıran bizdeki Batıcı maymunlar... ... Onu dimdik ayakta karşılayan İslâmî ruhtur. Anadolu'daki mücâdele için kolundaki bileziğini, kulağındaki küpesini, parmağındaki nişan yüzüğünü bağışlayan Hindistanlı, Pakistanlı Müslüman kadınların yaptıklarıdır. Ankara'da Hacıbayram'da yazılan İstiklal Marşıdır.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Aydın'ın kutsal görevi
Yirmi yıldır anayasa dersi veririm ve her yıl Atatürk'ün "millet egemenliği" görüşlerini anlatır, bunun önemini belirtirim. Yirmi yıldır ilk kez bir öğrencimin, ''Abdülhamid Han bu ülkeye toprak kaybettirmedi ama Atatürk kaybettirdi" şeklindeki müdahalesine maruz kaldım. Yalan üzerine bina edilmiş bir eğitimin genç dimağlar üzerindeki tahribatına tanık olmakla şaşırdım ve beş on yıla kalmaz karşımıza dikilecek olan kapkaranlık zihniyetteki kuşaklarla bu ülkenin ne hale geleceğini düşündüm. Jhering'in bir sözünü birazdeğiştirerek, '"Yalan' denilen yedi başlı yılan kafasını kaldırdığı herkez onu yok etmek her 'aydın'ın kutsal görevidir" formülünü hatırladım.