Saatleri Ayarlama Enstitüsü — Ahmet Hamdi Tanpınar kitap yorumu 📖 Neredeyse 10 yıl önce okumuştum. Gençlik yıllarımın en özel okumalarından biri. O zamanki hissi, aldığım tadı hala hatırlıyorum — bu kitap bende öyle bir iz bıraktı. Bugün tekrar elinize almanızı önermek için yazıyorum. 💬 "Hayri İrdal'ın başına gelen her şeyi okuyunca şunu düşünüyorsun: Bu adam talihsizliğin vücut bulmuş hali. Ama bir de bakıyorsun — aslında bu sadece Hayri değil. Bu tam olarak biz." Türk edebiyatını seven arkadaşına gönder, listesine eklesin — okumadıysa eksik bırakmasın. Hadi kitaba geçelim 👇 ✨ Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1961'de yayımladığı bu roman, Türk edebiyatının modern klasiklerinden. II. Abdülhamit döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan bir zaman dilimini, fakir bir ailede büyüyen saatçi çırağı Hayri İrdal'ın gözünden anlatıyor. Hayri bir dönem gerici Seyit Lütfullah ile, bir dönem maneviyatçı üstadı Nuri Efendi ile, bir dönem psikanalizle kafayı yemiş Doktor Ramiz ile, sonunda ise modernizmin ta kendisi olan Halit Ayarcı ile yol yürüyor. Hiçbirinin yanında tam rahat hissedemiyor. İçten içe sorguluyor ama akışa kapılıyor. Tanpınar burada sormak istediği soruyu sormadan soruyor: Biz de böyle yapmıyor muyuz? 📚 Bu kitabı özel yapan şey ironik, sembolik ve absürt anlatımıyla tam doğru noktalara vurması. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" diye bir devlet kurumu var romanda — aslında hiçbir işlevi yok, sadece kendi varlığını sürdürüyor. Halit Ayarcı'nın prensibi şu: "Önemli olan kurumun ne yaptığı değil, var olmasıdır." Yeter ki önemli görünsün. Bunu okuyunca güldüm. Sonra düşündüm. Sonra biraz üzüldüm. Çünkü bu eleştiri 1961'de yazılmış ama bugün de geçerli. 🔥 Politikacılarla, köksüz devrimlerle, Batı taklidi hayat biçimleriyle, torpille işe giren akrabalarla, liyakatsiz
Türk tefekkür tarihinin tetkiki için sadece akademik neşriyatın incelenmesi yeterli değildir. Bilhassa eski dönemin birçok özgün makalesi, hâtıra yazıları, polemikleri gazete köşelerinde kalmış ve unutulmuştur. Filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın Tasvir Gazetesinin 11 Haziran 1948 tarihli nüshasında neşredilen "Hâtıra Defterimden Bir Yaprak: Türklük Âleminde Turancılık Fikrinin İlk Adımları" başlıklı hâtıra yazısında İsmail Gaspıralı ve Yusuf Akçura'nın kendisine yazdığı mektuplara yer verilmiştir. Bu mektuplar biyografik vesika niteliğinde olduğu gibi, Bölükbaşı'nın yazısının da tanıklık değeri vardır. Gerek Gaspıralı'nın gerekse Akçura'nın kendisinden talebi üzerine on Asyalı Türk gencine evinde fahri olarak ders verdiğini anlatır. Akçura'nın neşretmekte olduğu Türk Ocağı'nın mecmuasının (Türk Yurdu) masraflarını Sultan Abdülhamit'in oğlu şehzade Selim Efendi'nin ihsan ettiğini belirtir ki hanedan içinde Türkçülük fikriyatına yakın bir şehzade bulunması hem Osmanlı tarihi hem de Türkçülüğün tarihi açısından kıymetli bir malûmattır. Bölükbaşı, Ziya Gökalp'in Türkçülük anlayışına ise uzak durduğunu bilhassa ifade eder. İsmail Gaspıralı'nın eşi ve oğlunun askerî mütekaitlerden olan ve Ankara'da hocalık yapan Kırımlı bir öğretmen ile kendisini ziyaretine geldiğini anlatan Bölükbaşı, bu sohbette dönemin Bolşevik hükümetinin Kırımlı münevver Müslümanları Sibirya'ya sürdüğünü, bu aydınların sürgün yolunda hayatlarını kaybettiklerini belirterek yazısını noktalar: Bu sohbetten sonra da Kırımlı münevver Müslümanlardan bir daha haber alamamıştır.
Türkçülük
Reklam
galaksi quaris 7 c nebulasında karargahları olan siyonist komünist sekülerler cemiyeti üyesi olarak İngiliz çok derin devleti tarafından bu siteye hafiye olarak gönderildim birlik ve dirliğinizi bozamadığımdan dolayı görevinden istifa ediyorum....abdülhamit han bizi yine yendin
Türk modernleşmesi ve siyasetinin temel sacayağını oluşturan İttihatçı geleneğin, sadece tek bir akımı değil, yelpazenin hemen her rengini "devletin bekası" ve "otorite" ekseninde şekillendirdiği bir gerçek. İttihat ve Terakkî Cemiyeti (İTC), sadece bir siyasi parti değil, aynı zamanda bir zihniyet dünyasıydı. Cumhuriyet’i kuran kadroların (CHF/CHP) hemen hepsinin bu ocaktan yetişmiş olması, "devleti kurtarma" refleksini cumhuriyetin genetiğine işledi. Rakip partiler olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) da aslında bu ana gövdeden kopan veya ona tepki olarak doğan, ancak kökleri yine o dönemdeki cemiyetleşme ve klikleşme kültürüne dayanan yapılardır. Türkiye'de Siyasal İslam'ın, iddia edildiği gibi milliyetçilikten kopuk, tamamen dışarıdan ithal bir hareket değildir. Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Aydınlar Ocağı gibi yapılar, 1960'lı ve 70'li yıllarda milliyetçilik ile muhafazakârlığın iç içe geçtiği "laboratuvarlar" işlevi gördü. "Türk-İslam Sentezi" olarak formüle edilen yapı, Siyasal İslam'ın kitleselleşirken kullandığı dili ve devletle kurduğu ilişki modelini büyük oranda ülkücü/milliyetçi hafızadan devşirdi. DP, her ne kadar CHP'ye muhalif olarak çıksa da, kurucu kadrosu itibarıyla (Bayar, Menderes, Köprülü) yine o İttihatçı-Cumhuriyetçi silsilenin bir devamıydı. Devletin kutsallığı, bürokrasi üzerindeki kontrol arzusu ve toplumu yukarıdan aşağıya dizayn etme isteği gibi İttihatçı refleksler, DP eliyle "sağ-popülist" bir retoriğe tahvil edildi. Devlet kadrolarının bu ideolojilere alan açması tesadüf değildir. İttihatçı gelenekten tevarüs eden "güvenlik öncelikli devlet" anlayışı, toplumsal hareketleri kontrol altında tutmak veya belli dönemlerde sol/liberal yükselişlere karşı baraj kurmak için milliyetçi ve
1000Kitap
İsrail'in Sinsi Sosyal Medya Planı!
2. Abdülhamit Rahmetullahi Aleyh Hazretlerine ‘Kızıl Sultan’ diyen, akla hayale gelmedik yalanlarla karalayan; hatta dindar kesimleri bile amansız bir şekilde kışkırtan; o zamanlar kurduğu terör örgütleriyle birçok suikastlar gerçekleştiren ‘Yalancı Siyonist İsrail’in Karalama Planı’ daha şiddetli devam ediyor. Gazze’nin İşgali İçin Yapılan Korkunç Plan Gazze’ye saldırırken de yine korkunç plan yaptılar. Dünya kamuoyunu zehirlediler. Hamas’ın içine kendi yetiştirdikleri adamları, kendi verdikleri füzelerle ‘Aksa Tufanı’ diye kendi halkları üzerine saldırı yaptırdılar. Belki de bir Siyonist Yahudi ölmedi. Birkaç sivil Yahudi esir alındı, o kadar. Artık Soykırımcı Siyonist İsrail’in önü açılmıştı. Sonrası bitmek bilmeyen korkunç soykırım ve katliam başlatıldı. ‘Aksa Tufanı’nın Hiçbir Mantıki Gerekçesi Yok Her tarafı kuşatılmış, bir ekmeğin, bir kilo şekerin bile girmesi yasak olan kalın duvarlarla ve askeri birliklerle çevrili Gazze’ye füzeler, füze üretme sistemleri nasıl girebilir? Buna da şu yalanı uydurdular. “Gizli tünellerden kaçak geçişler yapıldı. Gizli tünellerde füzeler üretildi.” Dünyanın en alçak yalanlarını, şeytanı kıskandıracak hileleri kullanarak dünya kamuoyunu ve emirlerindeki ABD ve diğer AB ve sözde İslâm ülkelerini yalanlarıyla zehirlediler. On binlerce çocuk, yaşlı sivil masumu şehit ederek korkunç soykırım ve yıkım yaptılar. Aç gözlü yerleşimci Yahudiler’i yerleştirmeye başladılar. Ne Birleşmiş Milletler ne uluslararası diğer örgütler Azgın Soykırımı durduramadı. Halen de artarak devam ediyor ve edecektir. Şimdilik Filistin ve Lübnan Sonrası Mısır, Ürdün, Suriye, Suudi Arabistan Körfez Ülkeleri, İran, Türkiye Pakistan… En Sonrası Afrika diğer Asya, Avrupa ve Amerika ülkeleri… İsrail Tüm Dünyayı Zehirleyecek İsrail Meclisi, geçen ay onaylanan
Hayat ve İnsan
Gönül’den gelen…
Can’ım yörem..Ata’m ailem..( Dobrucalı Abdülhamit & Menlikli Emire ) Balkan ezgilerimizi şifaya vesile diledim🌻🙏🏻 Gönül gözü engin insan Muammer Ketencoğlu 🤍 youtu.be/demrUqJFu7g?si=...
Reklam
Reklam