Alif/Geç geldin ey sevgili

10/10
·222 syf.·
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Seyyid Kutub
9.1/10 · 5,8bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İsmail Molla'nın hikâyelerini dinlerken Ative cok defa kendi kendine, olduğu yerde süründükten sonra aşkım bile vetmedi ğini, küçük kaldığını düşünürdü. Omun için erkek olan insan, sevdiği kadını yakalayıp o zamana kadar ölçmediği, düşünme diği birtakım tepelere taşımalıydı. Sonunda imkansız bir yerde, güçlükle nefes alınan bir uzlette bıraksa bile o yükseklikleri bir kere olsun geçmiş olmanın hazzı yeterdi.... Ona göre ömrün büyük tecrübesi bu idi. Molla Bey bir gün dua ve ibadetten bahsederken "İstersek bütün ömrümüzü bir dua haline getirebiliriz." demiş, sonra "Dua, ruhun Allah'la karşılaşmasıdır. Bunun için de kendi kendisini idrak etmesi veter." diye ilave etmişti. Atiye bu sözler üzerinde çok düşün müştü. Ona göre bu idrak ya aşkta yahut da büyük ve herkesin uğrunda yapılmış bir işin içinde olabilirdi. Behçet bunu ken-
Sayfa 71 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
Alıntı
Atiye o akşam kocasına her zamandan çok acımıştı. O akşama kadar comert yaradılışına, kendi saadeti için başkalarına ıstırap vermekten çekinmesine ragmen, "zaman" denen şeye inanır, kendisine son kararını verdirecek birtakım tesadüfleri beklerdi. İradesinin üstünde "yarın" dediğimiz o sihirli imkân, onun verdiği hayat iştahı, onun içimizde yarattığı mucizeli iklim vardı. Fakat o akşam Behçet'in hiddetten, ıstıraptan, korkudan değişmiş yüzü, hâlinden akan zavallılık bu müphem ümitleri de dağıtmıştı. Bu adamı bırakmayacaktı. Sonuna kadar onun yanında, onun karısı olarak kalacaktı. İşin bu tarafı kendi içinde hâlledilince Atiye kocasına daha yakından dikkat etmeğe başladı. Onu beğenebileceği bir hâle sokmak çarelerini aradı, ona müşterek hayatlarını bu perişanlıktan kurtaracak bir ufuk bulmaya çalıştı. Mademki aşkın kapısı onlara kapalıydı, o hâlde başka kapıları açmak lâzımdı. Politika, kayınbabası gibi onu da çekiyordu. Bu bir aile mirasıydı. Bu kazasker ailesinde kadın, erkek her fert politika ile uğraşırdı. Ata Molla'nın kızı, babasının halalarından birinin kandil tebrikine gittiği bir şeyhülislâm evinde, evin hanımına fısıldadığı üç cümleyle, Abdülmecit Han'ın sabah akşam iltifata gark ettiği bir damat vezirin sürülmesine sebep olduğunu çocukluğundan beri dinlemişti: - Paşa hazretleri için de çok kibirli diyorlar. Hatta Hanım Sultan bile: "Tebrike gelenleri o kadar bekletiyorsunuz, hepsi devlet rütbesi sahibidir; ayıp olmaz mı?" diye kendisine çıkışmış. Fakat o: - Eteklerimi öptürmediğime şükretsinler; ben artık saye-i şahanede Atabek saltanat mevkiindeyim" cevabını vermiş. Bu cümle daha o akşam kulaktan kulağa yayılarak saraya kadar gidiyor, iki gün sonra Şeyhülislâm Arif Hikmet Bey, bir iş için gittiği vezir yalısında, haremden henüz çıkmayan sadrazamın
Sayfa 70 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
1000Kitap
Fakat asıl onun içinden geçenleri, İsmail Molla'nın kendisine Mahur Beste'nin hikâyesini anlattığı gece hissetmişti. Mahur Beste, Atiye'nin küçük eniştesi Lutfullah Bey'in babası Talat Bey'in eseriydi. Bir çarkçı yüzbaşısı olan Talât Bey, bu eserini karısı kendisini bıraktıktan sonra yazmıştı. O gece, yemekten sonra, nasılsa Mahur Beste'den bahsedilmiş, Molla Bey hemen oracıkta, hâlâ güzel olan o dik sesiyle, eliyle yemek masasında tempo tutarak onlara bu her şeyin üstünde aşk türküsünü okumuş, sonra da Talât Bey'in hikâyesini anlatmıştı. Molla Bey, Lutfullah Bey'in babasını da, annesini Fatma Hanım'ı da yakından tanımıştı. Hiç kimseyi mesut etmeyen, daha çok yıkıcı bir kadere benzeyen bu aşk hikâyesinin anlatılmaması için Behçet araya bir yığın laf karıştırmış, aynı makamdan başka besteleri hatırlatmış, babasına Şûra-yı Devlet dedikodusu etmiş, fakat onun aldırmayıp hikâyeye devam ettiğini görünce somurtup kalmıştı. Fatma Hanım'ın hikâyesinin karısına örnek olmasından korkuyordu.
Sayfa 69 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
Alıntı
Kanamıştı. Yattığı yerden biraz yana kayarak geceyi bir daha dinledi. Karısının bu ılık nefesleriyle muhakkak bir tarafta bir gül ağacı yetişiyor, çiçek açıyor, baharını yapıyordu. Gözleri yaşla doldu, acıdan ziyade şefkatten harap, karısına yaklaştı. Yastığın üze rinde, cinsini bilmediği bir maden gibi külçelenen saçlarını yavaşça öptü, sonra onu rahatsız etmek korkusuyla geriye, yatağın öbür ucuna çekildi ve tıpkı inine çekilmiş yaralı bir hayvan gibi, hiç kımıldanmadan orada kıvrılıp kaldı... Ne zaman, nasıl uyumuştu, burasını bilmiyordu. Bu uykudan ve uyanıştan aklında kalan tek şey, sabahleyin karısının, mesut denebilecek bir tebessümle kendisine uzattığı çay fincanıydı. Evlenmelerinin ilk gecesindeki hırçınlığını Atiye bu tebessümle ödedi. Bu tebessüm bazen talihe sessiz bir katlanış, bazen de bir saadet gülü gibi parıldadı. Bazen eşsiz bir dostluk oldu, bazen bir şikâyet gibi kırıldı. Bu tebessüm sayesinde, birbirlerini anlamak için yaratılmadıkları muhakkak olan bu karı kocanın müşterek hayatlarında birçok şey düzeldi. Atiye evini çabuk benimsedi. Yetiştiği terbiye, kaderin karşısına çıkaracağı kocayı sevmeyi ona öğretmişti. Üstelik biricik çocuklarının, doğduktan üç gün sonra ölmesi üzerine boş kalan annelik tarafıyla Behçet'e gittikçe daha fazla bağlandı. Kocasının çocuğa benzeyen tarafları o kadar çoktu ki... Bir çocuk gibi bakılmağa muhtaçtı. Atiye ise kendisinden zayıfları sevebilecek yaradılışta olanlardandı. Böyleleri daha ziyade anne olurlar ve bir öncekini büyüttükçe yeni gelen çocuğa bağlanırlar. Halbuki ilk çocuğun güç doğuşu genç kadını bir daha doğurmamağa mahkûm etmişti. Yazık ki Behçet bütün bunları anlayabilecek bir yaradılışta değildi. O, bütün mahçuplar gibi yalnız kendisine bakıyor, her şeyi kendi değerleriyle ölçüyordu. Karısını kendisine
Sayfa 61 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
Hayata Dair