Momo, tebdili kıyafet aramıza giren bir düşünce kitabı. İnsanın uyanışı için yazılmış bir eser. Bizi kendimize getirecek ve çevremizi farklı bakış açısıyla gözlemleyerek aslında insanlığın gittiği veya geldiği yeri görmemizi sağlayacak kitap.
Momo, bizim minik kızımız. Ve yine insana önem verdiğimiz bir çok şeyin aslında o kadar da önemli olmadığını gösteren çocuklarımız gibi bizim gözümüzü açmaya çalışan bir kız çocuğu.
Zamanın değerini unutmuş, gönülsüzce ve robotlaşmış halde dünyadaki kısıtlı vaktimizi harcarken çevremizde olan biteni görmeden yaşlanıyoruz. Bir selam verip sohbet etmek, sokaktaki çocukların eğlencesini izleyip yüreğimizi dinlemek bizim için zaman kaybı olup çıkmış durumda. Öyle ki tek yaptığımız şey çalışmak ve para kazanmak. O parayı da harcamadan biriktirmek. İşte Momo bize bu değerli zamanın kıymetini fark etmemiz için yazılmış harika bir eser. Her insanın zaman çiçeği biricik ve bir tanedir. Yeşerir ve solar. Yeni bir çiçek doğmaz. Bu çiçeğin kıymetini bilmeliyiz. Kesinlikle okuyun!
"Ökçelerimizle ezeceğiz!" Bu, oligarkların ezilen insanlar için kullandığı terimlerden biri. Jack London'nun Demir Ökçe'si sınıflar arası savaşı dile getirdiği distopik bir eser. Ancak distopyanın gerçeklerden beslendiğini unutmamak önemli. Bunun kanıtı da bu eserlerde yaşananların günümüz dünya düzenine pek de yabancı olmaması.
Karı koca iki kişinin başlattığı baskı rejimine karşı ayaklanmayı anlatan kitabı karakterin ağzından dinliyoruz. Kocasıyla tanışması ve ardından giriştikleri macerayı kadının yarım kalan el yazmasının ele geçmesiyle okuyabiliyoruz. Demir Ökçe bu elyazmasından oluşuyor.
Yedi asır öncesi bulunan el yazması 1900'lü yıllardan bahsediyor. Yani 2600-2700'lerde ortaya çıkan el yazmasını sunan kitabın asıl etkileyici yanı ise dipnotlara göre yedi asır öncesi baskı sisteminin hâlâ farklı biçimde devam ediyor olması.
Jack London'un okuduğum diğer kitaplarından çok farklı olan bu eser elbette okunmalı. Ancak Jack London'u Jack London yapan kitap elbette onun altın arama ekibine katıldıktan sonra kuzeyi anlattığı eserleridir. Bol okumalar dilerim.
Müştak Serhazin. "Serhazin" hazinedarbaşı anlamı taşısa da bana ser ve hazin kelimeleri baş ve üzüntü dolu anlamlarını hatırlattı. Gerçekten de hüzün dolu hayatında yaşadıklarının onu dibe çekişini izliyoruz. Osmanlı'nın en büyük komutan ve padişahı diyebileceğimiz Fatih Sultan Mehmet'in etrafında dönenleri ve yüzlerce yıl sonra tarih profesörleri ve akademisyenlerinin tarihin gizli kalmış noktalarını aydınlatması çabalarını okuyoruz. Tüm bu çabaların ortasında ise bir cinayet. Hem yüzlerce yıl öncesindeki cinayet (tabi cinayet mi o da muamma) hem de tarih profesörü Müştak Serhazin'in yaşadığı zamanın cinayeti aydınlatılmaya çalışılırken biz karakterimizin ağzından hissettiklerini ve yaşadıklarını okuyoruz. Derinden tanıyacağımız profesörün dört günlük yaşamında aslında bir ömrü okuyoruz. Kitabı elimizden bırakmak oldukça zor. Zekice kurgulanmış eserde sayfaları birbiri ardına merak içinde çevireceksiniz.
Ahmet Ümit okurları eğer bu eseri okumadıysa kesinlikle okumalı. Nevzat Başkomseri silik bir şekilde görsek de her sayfa polisiye dolu. Aynı zamanda Defneler Kesildi kitabını hatırlattı bu eser bana. İç monolog ve bilinç akışı tekniğinin bu kitap ile ortaya çıktığı söylenir. Aynı teknik Sultanı Öldürmek'te de var. Bir insanın kendi iç hesaplaşması, aşkı ve bulaştığı cinayeti heyecanla okuyacaksınız.
Sefile, bir kadının nasıl yıkıldığını anlatırken diğer yandan başka bir kadının aynı yıkılışını gözler önüne seriyor. Akıcı ve sürükleyici bir roman olmasına karşın sinir sisteminizi de zorlayacağı sayfalar olacaktır muhakkak. Tabi duygusal bir kişiliğe olan mesafeniz bunun etkisini arttıracak ya da azaltıcaktır. Hikaye aşk ve fuhuş etrafında dönüp kendi döngüsünde kırılırken masumiyet ve nefret gibi tezat duygular yaşatıyor.
Kitabın sonu beklenmedik bir şekilde ve dehşetengiz bir olayla son buluyor. Karamsar yapıya sahip bu kitap cümleler ardı sıra sizi sürüklüyor fakat bu sefalete hazırlıklı olmalısınız.
Doğan Hoca'nın bu kitabında anlatmak istediği asıl mesele: neredeyse her şeyin kaynağı olan iletişim. İletişimin insan insana yaşayabilmek için ne kadar önemli olduğu gözler önüne seriyor. Çoğu yerde kendimizi de düşünüyoruz. Kimi zaman kendi hatalarımız kimi zaman da çevremizdeki insanların hatalarını anımsıyoruz. Kitap tamamen iletişim üzerine didaktik bilgiler veriyor. Bu da çoğunlukla araştırma kitabı veya makale okur gibi hissettiriyor. Bir hikaye okumayacağınızı söyleyebilirim. Ya da sohbet havasında giden bir eser de okumayacaksınız.
İletişim üzerine okuyanlar ve bu alana ilgi duyanlar için kesinlikle mükemmel bir eser. Bunun dışında ise sıkılmadan okuyabileceğiniz bilgi amaçlı yazılmış eserde iletişim, iletişim sorunları, iletişim elemanları gibi bir çok kavramı çok güzel anlatmış Doğan Cüceloğlu.
Kitapta toplumlar ve toplumumuz üzerine yazarak son noktayı koyan Doğan Cüceloğlu hem sorunumuz hem de çözümü üzerine bize yol gösteriyor. Biraz da eleştiriyor. Elbette bu toplum yapısının nedenine hak vererek, yani bize has bir şey değil de yine insana has bir özellik olduğunu da belirtmekten geri kalmıyor. Bu sorunları da insan insana iletişimde gözlemliyor.
Kısacası: insanlar arası ilişkiler ve iletişime önem veren kişiler için bu kitap size çok şey katacak.