Çünkü, zaten yalnız ve mutsuzsak bilinmeyene doğru
hareket etmekle yitirecek neyimiz olabilir? Üstelik çevremizdeki olanakların sayısı aslında hiç de az değil.
Ne var ki bunlar her zaman orada değiller. Onları «şimdi»
değerlendiremezsek fırsatımızı kaçırmış oluruz. Çünkü insan bir zaman tüketicisidir. Zaman insanı sınırlar. Ama
çoğu insan şimdi yapamadığını ileride yapacağı sanısındadır, önündeki zamanı sınırsızmışçasına harcar. Aslında,
insanın en önemli yanılgısı da budur.
İçinde yaşadığımız dünyanın zor bir alan olduğundan
yakınarak zamanı tüketmek yerine, onu ve gerçeklerini
kabul ederek savaşmak zorundayız. însan bir yandan savaşları kınarken diğer yandan da onları üretmiştir. İnsanın binlerce yıllık evrimi sonucu onun varoluşunun kalıtsal bir parçası durumuna gelen ve bugüne değin hiçbir
politik sistem uygulamasının gerçek bir çözüm getiremediği sahip olma tutkusu varoldukça savaşlar ve saldırganlık da süregelecektir. Bu, doğadaki diğer canlılarda da varolan, kendini koruma ve türünü sürdürme güdüsünün bir parçası olan saldırganlıktan farklı bir tepki eğilimidir.
Üstelik günümüzde pek çok sayıda insan, kaygılarını aşırı
denetim altına almalarının bedelini psikosomatik hastalıklarla ödemektedirler. Mide ülseri, barsak spazmı, hipertansiyon, astım, bazı deri hastalıkları ve de birçok diğer bedensel bozuklukların gerisinde doğrudan yaşanmayan duygular bulunur.