Bu kitap, ismi gibi 52 tane surat buruşturmalık metinlerden oluşuyor. Beğendiğim çok az şey olduğundan incelememe onlarla başlamak isterim. Tarihteki kişi ve olaylardan kesit vermesini, varmak istediği noktaya bu şekilde ulaşmasını başarılı buldum. Tarihi figürleri insanlaştırarak, oldukça samimi bir şekilde anlatabiliyor. Münir Göle, metinlere ilgi çekici bir şekilde başlamayı ve okuyucunun ilgisini toplamayı biliyor. Ancak bu yüksek potansiyele sahip metinler, çoğunlukla sona yaklaştıkça bozuluyor.
Kitapla ilgili en büyük sıkıntılardan biri, yazarın kendini uyanık gösterme çabası olabilir. Güzel başlayan paragraflar birden "bak şimdi seni nasıl şaşırtacağım" der gibi ters köşe yapıyor. Fakat bu okurdan daha zeki olma çabası o kadar bariz ki çoğu zaman sadece gözlerimi devirmeme sebep oldu. Eğer ironik ya da zekice bir şey okuyacaksam bunun daha doğal bir şekilde gelmesini tercih ederim, bu kadar zorlama olması metinlerin etkisini azaltıyor. Buna bir örnek de, birçok bölümde "çarpıcı vuruş" adına son cümlenin ayrı paragrafta verilmesi olabilir. Bundan normalde hoşlanırım; ancak bu kitapta çoğu zaman o son cümlelerin ağırlığı hak edilmemiş gibi duruyor ve hedeflenen derinliği daha da azaltıyor.
Bir başka sorun ise kitabın yer yer cinsiyetçi olması; daha da kötüsü, yıllardır (belki de yüzyıllardır) var olan bu cinsiyetçi söylemlerin çok orijinal bir fikirmiş gibi sunulmasıydı. Mesela bazı yerlerde, kadınların kendilerine bakacak bir erkek arayacak, erkeklerin ise çok sayıda kadının fiziksel çekiciliğine odaklanacak şekilde evrimleştiği öne sürülüyor; ve bu fikirler sorgulanmıyor bile. Veya kitap boyunca ne zaman bir kadından bahsedilse illa ki dış görünüşü ile belirtiliyor; sadece "otuz beş yaşında bir kadın" denmiyor, gereksiz yere "otuz beş yaşında çekici bir