Unutur muydum onu? Unutur muydum sahi? Bir gün gerçekten de unutur muydum? Onun kalbimde açtığı yara geçse, iyileşse, izi kalmaz mıydı? Hiç olmamış gibi.. Öyle yapabilir miydik? Hiç olmamış gibi? Hiç olmamış gibi yaşayabilir miydik bir gün? Yapar mıydık sahi...
O, çocukluğumdan beri takıntılı olduğum çocuktu. Her zaman etrafında olmama rağmen beni fark etmeyen, adımı bile bilmeyen çocuktu. O, arkadaşım ona fotoğrafımı gösterip, "Bu kız sizin okuldan mı?" diye sorduğunda, "Onu hiç görmedim, muhtemelen bizim okuldan değil," cevabını veren çocuktu. O uğruna fırtınalar kopardığım çocuktu. O Pamir Yelkıran'dı. O, tebessüm ederek kafasına yere eğerken sağ yanağındaki gamzesini çıkartan ve küçük çaplı kalp krizlerime zemin hazırlayan çocuktu. O benim ilk kalp ağrımdı, tutunmak isteyip; tutunamadığımdı. Yarım kaldığım, yanına kalamadığımdı. İmkansızımdı. Bilinmezimdi. Katilimdi. Kıyamadığımdı.
"Hayatını ihtimallere emanet edemezsin. Her zaman sek be sansın vardır. Bir atış. Kaybediyorsan kaybet ama bir kapının önünde durursan kaybetmek uzun sürer. Bir eve birden fazla yoldan gidebilirsin önemli olan varmaktır. İnsanlar hep bir çatısı olsun ister ama bizim kapılara ihtiyacımız var. Açık kapılara, anlıyor musun? İnsanı evde hissettiren şey duvarların arasında olmak değil, kapıdan çıktığında istediği zaman dönebileceğini bilmesidir."