Ülkü Acar

9/10
·574 syf.··
Beğendi
·
2022 9. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2022 12:35
"..Benim çevremde onun dayanamayacağı kadar yoğun bir gece vardı..." Bir kitabın içeriği adının hakkını bu kadar verebilir! Louis-Ferdinand Celine'in kendi kişisel öyküsüyle yaşadığı çağın öyküsünü harmanladığı, baştan sona kadar önüm, arkam, sağım, solum karanlık hissiyatıyla örülü müthiş bir anlatı. Karanlığın kitabı olmuş yani, Bardamu'nun içinin, içinde yaşadığı dünyanın, iki dünya savaşı arası dönemde yaşayan (yaşamak denirse buna) sefil kitlelerin ve çirkin güçlülerin karanlığı. Yoksul ve sefil kalabalığın bir bireyi olsa da kimsenin 'yanında' değil BArdamu, kimsenin tarafını tutmuyor, kendisinin bile; bir tarafı yererken övdüğü bir taraf yok. İçine girip çıktığı her topluluk, uğradığı bütün yerler ve yaşanan tüm büyük gelişmeler, savaş, barış, sömüren, sömürülen, kapitalizm, makineleşme, kadınlar, erkekler, zenginler, yoksullar, cinsellik, aşk kısacası herkes ve her şey payına düşeni almış Bardamu'nun kaleminden. Kitabı basıldıktan 70 yıl sonra Türkçe'ye çeviren yazar ve müstakbel okuyucuları da dahil!
Gecenin Sonuna YolculukLouis Ferdinand Celine · Yapı Kredi Yayınları · 20265,1bin okunma
Reklam
10/10
·198 syf.··
Beğendi
·
2021 46. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2021 06:53
Değerlendirmek için tek cümlelik hakkım olsa "Mükemmel bir şey okudum" derdim. Su gibi akıp giden bir kitap fakat kimi cümle ve paragraflar o kadar kuvvetli ki sıklıkla dönüp yeniden okuyarak sona ulaşabildim. Yazarın başından sonuna kadar 'farkına varma' nın dayanılmaz sarsıcılığını harika anlattığını düşünüyorum. Dış dünya ya da insanlara dair 'fark etme'ler çok etkili olmayabilirken bizzat kendimizle ilgili olanlar yüzümüze bir tokat gibi çarpabilir, kabullenmesi zor olabilir ve hatta baştan aşağı hayatımızı başka bir yöne ya da boyuta kaydırabilir. Vitangelo Moscarda'nın da bir gün karısının burnundaki eğriliğe dikkatini çekmesi üzerine önce o güne değin fark etmediği fiziksel kusurlarından başlayarak 'ben aslında kimim, karşımdakinin gördüğüyle benim tasavvur ettiğim ben aynı değilse bir hiç miyim, çoksa beni gören gözler kadar fazla kişi mi barındırıyorum içimde" sorgulamalarıyla devam eden ve içinden çıkamadığı bir yüzleşmeler silsilesine dönüşen hayatının hazin gidişatı böyle bir 'farkına varma' noktasının devamı denilebilir. "..başkalarının gözünde düşündüğünüz kişi olmadığınızı hissettiğinizde ne yaparsınız?..." ne yaparız hakikaten? Moscarda'nın dediği gibi yanlış anlaşıldığımızı, kendimizi doğru ifade edemediğimizi söyler işin içinden çıkarız herhalde. Moscarda'nın içinde bulunduğu durum bundan çok daha derin bir mesele barındırıyor gerçi. " Hayatın içinde bir adam, herhangi bir adam olduğuma inanıyordum; günübirlik yaşayan kafası serseri düşüncelerle dolu aylağın önde gideni olduğuma... herhangi bir adam olabileceğime dair inancımın -diğer bir deyişle aylaklığımın - bana ait olduğunu düşünedurayım başkalarına göre hiç benim falan değildi. Bana babam tarafından verilmişti..." Daha kendine göre 'ben' e karşı başkalarının gözünde 'ben' çıkmazından
Biri, Hiçbiri, BinlercesiLuigi Pirandello · Aylak Adam Yayınları · 20185,7bin okunma
8/10
·240 syf.··
2021 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2021 06:23
Mezbaha 5 ile tanımıştım Kurt Vonnegut'u ve okuduğum ve iyi savaş karşıtı kitaplardan biri olarak yer etmişti bende. Kedi Beşiği'ne de iyi bir beklentiyle başladım ve beni hayal kırıklığına uğratmadı yazar. Dünya tarihinde , maalesef, yaşanmış bir büyük trajedinin, Hiroşima'ya atılan atom bombasının Amerikalı önemli şahsiyetlerin 'o gününe' tam anlamıyla nasıl yansıdığını anlatacağı Hristiyan bakış açılı bir kitap yazmaya niyetli Jonah (ya da John, Sam de diyebilirmişiz)'ın sürüklendiği macera içerisinde kalemini her şeye dokundurmuş Vonnegut. Tamamiyle kurgu karakterler ve hayali bir ülke ekseninde din, siyaset, bilim, insanlık, savaş, kahramanlık vs.... gibi konuların hepsine kısa ama öz ve net cümlelerle, deyim yerindeyse, sataşmış. Modern dünyanın bir eleştirisi olmuş kısacası. Ve bu dünyanın her an bir felakete, feci bir sona ne kadar yakın olduğunu anlatan bir kurgu... Yazarın oldukça kendine mahsus bir anlatım biçimi var, bunu Mezbaha 5'te de görmüştüm. Kısa kısa, çok düşünülmeden öylesine söylenmiş, çok da özenilmemiş hatta yer yer birbirinden kopuk gibi duran cümleleri okudukça ve o tarza alıştıkça aslında ne kadar zengin bir anlatım sunduğunu kavrıyorsunuz. Uzun ve tumturaklı cümleler tercih etmeden diyeceğini diyor ve net bir şekilde duruşunu ortaya koyuyor. Okuduğum ikinci kitabıyla kelemini ve hayal gücünü sevdiğimi tescillemiş oldum :) Bu arada Kedi Beşiği, En İyi Roman dalında Hugo Ödülü adayıymış (1964) ; Mezbaha 5 ise aralarında Hugo (1970), Nebula (1969) nın da olduğu bir çok ödüle aday olmuş, finalistleri arasına girmiş ama her iki kitap da hiç bir ödül alamamış. Bu çok beğendiğim iki kitabın bahsi geçen ödülleri kaptırdığı kitapları okumak yeni hedefim olabilir :) Ve hemen olmasa da sıradaki Vonnegut kitabım Şampiyonların Kahvaltısı.
Kedi BeşiğiKurt Vonnegut · April Yayıncılık · 20161,504 okunma
9/10
·128 syf.··
2021 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2021 07:58
Çok acıdır bir yakının adım adım ölüme gidişine tanıklık etmek. Ölüm döşeğindeki annesinin bir taraftan her bir an bu dünyadan yavaş yavaş çekilişine, bedeninin gün be gün 'çürüyüşüne' ama ruhunun tezat bir şekilde ölüme direnip yaşama tüm gücüyle sarılmasına tanıklık ederken diğer yandan anılar denizine dalıp 'sorunlu' bir anne-kız ilişkisinin muhasebesini yapıyor Simone de Beauvoir. "Bizi özellikle üzen şey, annemin can çekişmeleri, dirilmeleri, bir de kendi çelişmelerimizdi. Acı ile ölümün giriştiği bu yarışta, ölümün birinci gelmesini candan dilemekteydik..." diye açıklıyor kendisi ve kız kardeşinin hislerini... "...Çocukluğunda, bedeni, gönlü, kafası ilkelerle yasaklardan örülü bir koşumun içine sıkıştırılmıştı...Kollarını, kendi eliyle çekip iyice sıkması belletilmişti ona. Kanlı canlı, ateşli bir kadının varlığı sürüp gidiyordu içinde: Ama eciş bücüş, sakatlanmış, kendine yabancı kesilmiş bir varlıktı bu...." Bu ve benzeri satırlarını okuyunca 'Simone de Beauvoir annesine çekmiş' diyor insan, lakin annesi gibi 'kapan kıstırılıp, ruhunu bir kafese sıkıştırmayı' kabul etmemiş, başkaldırmış. Güçlü kalemi ne güzel aktarmışken hem annesinin yaklaşan ölümünün ayak seslerinin kendisinde ne hissettirdiğini, hem de geriye dönüp baktığında annesinin 'kendisi olamadan' bitirip tükettiği hayatını. Böyle bir manzara karşısında hangisi daha çok yaralar acaba insanı? "...Bugün yaşamamışım! İnsan yaşamayı bu kadar sevince, ölmek güç iş doğrusu."
Sessiz Bir ÖlümSimone de Beauvoir · İmge Kitabevi Yayınları · 2019900 okunma
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2021 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2021 08:53
Ayrıntı'nın yeraltı edebiyatı kitaplarını seviyorum. Haliyle Beyaz Zenciler yayınevinin bu serisinden olunca dikkatimi çekti. Ingvar Ambjornsen Norveç Edebiyatı'ndan okuduğum ilk yazar (Knut Hamsun okumadım henüz, evet). Hakkında çok da bilgi sahibi olmadığım ama Norveç denince sorunsuz, dertsiz, bizim gibi toplumlara nazaran epeyce 'yukarılarda' yaşayan mutlu-huzurlu bir topluluğun ülkesi canlanırdı gözümde. Kitap elbette bu imajı yıkmadı ama refah düzeyinin yüksek olmasının herkesi memnun kılabilen bir özellik olamayabileceğini de aklımın bir köşesine sokmuş oldum :) Toplum dışına itilmiş değil de kendini o toplumdan soyutlamış, her türlü ideal, ideoloji ve düzen karşıtı, genellikle 'kafası güzel' yaşayan bir grup insanın yaşamını anlatan, anlatırken karşı olduğu o ideoloji ve düzene fazlaca dokundurmayı ihmal etmeyen, otobiyografik özellikte ve muhtemelen epeyce 'kafası güzel' şekilde yazılmış iyi bir yeraltı edebiyatı örneği. Ait olmadığımız hatta yakından bile şahit olmadığımız farklı hayatları okumanın ayrı bir keyfi oluyor. Bu kitap da o keyfi yaşattı.
Beyaz ZencilerIngvar Ambjörnsen · Ayrıntı Yayınları · 20211,209 okunma
Reklam