Bir öğleden sonra Nihal elinde kalbimle odama geliyor. Çok beğendiğini, daha önce okumadığı için hayıflandığını söylüyor. Günlerdir, kitaptan hiç söz etmemesini beğenmemesine yoran, bu yüzden de karnına ağrılar giren, özgüvenini yitiren ben Ender, sevincimi saklamaya çalışıyorum.
Kitaplığın önünde duruyor, kitaplara bakıyor. Bir an o aptalca soruyu soracak korkusuna kapılıyorum. Hayır, okuması için bir kitap önermemi istiyor. (Çetin, o gün masamdan kalkıp, kutsal kitabım diyebileceğim, sayfalarını meyve lekeleriyle doldurduğum bir kitabı vermiştim Nihal'e. Ama keşke vermeseydim! Beni zayıf düşüren, algılarımı çarpıtan bir ilişki böylece başlamıştı. Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum, hâlâ öyle!)
"Ömründe tek bir şey üretmediğine öyle seviniyorum ki! Ne bir heykel yonttun, ne bir resim çizdin, ne de herhangi bir şey ortaya çıkardın, kendin dışında! Yaşam, senin sanatın oldu. Sen kendi kendini besteledin. Yaşadığın günlerdir senin şiirlerin."