24 BİLEMEMEK
Ya gerçekten herkes için hayat bu kadar zor mu? Bir yanda bir daha hiç gelmeyecek yaşaların Bir yanda aile baskası, gelecek kaygısı, yalnızlık Buraya böyle bir şey yazmak istemezdim ama kendimi o kadar yalnız hissediyorum ki Hayatımda bir sürü insan varken bile içimde yaşadığımı anlatamıyorum. Bu aralar tanıştığım herkes benden çok küçük zamanın bana acımadığını görüyorum Ya 24 yaşındayım yaa Kendimi 80 yaşında hissediyorum bana iyi gelen hiçbirşey yok 8 aydır odamdan dahi çıkamıyorum insan görmek istemiyorum sadece geceleri ayaktayım o zaman kendimi biraz bile olsa iyi hissediyorum. İnsan kendini kalabalık için de daha fazla yalnız kalıyormuş Ya kimseyle tanışıcak mecalim bile yok yeni bir hikaye dinlemek ya da kendi hikayeni tekrar tekrar anlatmakbu çok zor Ben toprakların tohumu değilim yeşeremiyorum bir türlü.
İnsan ve Duygular
Asla böyle açıklama yapmazdım ama o kadar kişi yazıyor ki bunu paylaşmam en doğrusu olacak öncelikle benim kendimi paylaşmam kimseyi zere ilgilendirmiyor madem burası Instagram falan değil o zaman sevgili de yapmayın yanlış anlamayin kimsenin ne yaptığı beni ilgilendirmez fotoğraf paylaşma amacınız ilgili içinse ben bunu bilmem benim paylaşıp paylaşmam kimseyi ilgilendirmez. İkinci konu ben ünlü falanim demiyorum dememde zaten kismeye cevap vermemezlik yapmıyorum ama bazı şahıslara da bilerekten yazmıyorum kimseyi kendiniz ile kıyaslamayin isteğiniz kadar laf atın zere iğne ucu kadar umrumda değilsiniz beni bilen biliyor kimseye kendimi açıklamam aç köpekler sizi 💋
Alıntı
Reklam
"Piro" ve "Dedem" retoriği, aslında siyasi bir vizyonsuzluğun ve yapısal zafiyetlerin üzerini örtmek için tasarlanmış bir "pazarlama kampanyasıydı." Ortada topluma vaat edilecek deterministik bir gelecek senaryosu, güçlü bir ekonomik program ya da sosyolojik bir dip dalga olmayınca, boşluk "sevgi pıtırcıklığı" ve yapay bir kucaklaşma mitiyle dolduruldu. O dönemin en büyük illüzyonu, siyasetin o soğuk, rasyonel ve matematiksel gerçekliğinin yerine "duygusal bir çocukluk" ikame edilmesiydi. Siyaset bilimi ve sosyoloji, kitlelerin rasyonel analiz yeteneğini kaybettiğinde nasıl birer "mürit" gibi hareket edebileceğini defalarca yazmıştır; ama biz bunu canlı yayında, parmaklarla yapılan kalp işaretlerinde izledik. Bir siyasi liderin meşruiyeti; liyakati, başarıları ve ürettiği rasyonel çözümler üzerinden sorgulanır. Ancak kitleye onu bir "dede", bir "baba" ya da kutsal bir figür (Piro) olarak sunduğunuzda, eleştiri mekanizmasını felç edersiniz. Çünkü insan, "dedesini" seçim kaybetti diye yargılamaz, ona acır; ona haksızlık yapıldığını düşünür. Parmaklarla yapılan o kalp işaretleri, aslında seçmenin kendi rasyonel aklına vurduğu bir kilit, analiz yeteneğini teslim ettiği bir duygusal ipotekti. Karşıdaki siyasi aklın sahadaki sert, pragmatik ve makyavelist hamlelerine karşı; "kalp yaparak", "halil ibrahim sofrası" söylemleriyle bir konfor alanı yaratıldı. Bu söylem, seküler ve kentli elitlerin vicdanını rahatlatan, onlara kendilerini "iyi ve ahlaklı" hissettiren bir narkoz işlevi gördü. Ancak sandık ve siyasi determinizm, o pembe bulutları tek bir gecede dağıttı. En acısı da, o gün o kalpleri yapanların, "dedem" diye gözyaşı dökenlerin bugün yaşanan hukuki rezaletler (butlan kararları, koltuğa geri dönme hamleleri) karşısında uğradığı muazzam hayal kırıklığıdır. O gün
Siyaset
İnsan acıyla yaşamayı bir şekilde öğrenir; ama cevapsızlıkla yaşamak bambaşka bir sınavdır..
Trump’ın "Trump Ice" (su), "Trump University" (ki hiç açılmaması gereken ve davalarla kapanan bir yapıydı), "Trump Shuttle" (havayolu) ve tabii ki Atlantic City’deki "Taj Mahal" başta olmak üzere batan kumarhaneleri... İş dünyasında "büyük deha" olarak pazarlanan bir figürün arkasındaki bu devasa başarısızlıklar serisi, aslında agresif bir marka pazarlamasının arkasında nasıl bir yönetim zafiyeti ve plansızlık olabileceğini çok iyi gösteriyor. Kemal Kılıçdaroğlu ile kurduğumuz analoji ise ilk bakışta farklı kulvarlar gibi görünse de sistemik bir "süreç yönetimi ve algı hatası" noktasında oldukça dikkate değer bir paralellik barındırıyor. Bu iki figürün başarısızlık hikayelerini yan yana getirdiğimizde şöyle bir tablo çıkıyor ortaya: 1. "Yenilgi" Döngüsünü Doğru Okuyamamak Trump: Girdiği birçok iş kolunda piyasa dinamiklerini, borç sarmalını ve hukuki sınırları doğru analiz edemedi. Kumarhane gibi "kasanın her zaman kazandığı" bir sektörde bile iflas bayrağını çekti. Ancak her başarısızlığı bir "yenilgi" olarak kabul etmek yerine, suçu sisteme ya da başkalarına atarak kendi mitini korumaya çalıştı. Kılıçdaroğlu: Karşısındaki siyasi mekanizmanın deterministik yapısını, sosyolojik katmanları ve seçmen matematiğini defalarca yanlış hesapladı. Üst üste gelen her seçim yenilgisini, sürecin yapısal hatalarını masaya yatırıp radikal bir strateji değişikliğine gitmek yerine; "aslında oyları artırdık", "şartlar adil değildi" gibi gerekçelerle rasyonalize etmeye çalıştı. Tıpkı Trump’ın batan şirketlerine rağmen "başarılı iş insanı" imajını sürdürme çabası gibi, o da her mağlubiyetin ardından "demokrasi mücadelesinin lideri" mitine sığındı. 2. Israr ve Esneklik Eksikliği İki isimde de ortak olan şey, çalışmayan bir formülde ısrar etme eğilimi. Trump, bir sektörde batınca
Siyaset
Ödül Sisteminin Cenaze Töreni
Dünya yaşamında evrilebilmenin aşamalarından biri de haz doyumundan mide bulantısına ulaşmaktır. Çünkü insan beyni, nörobiyolojik bir ironi olarak, en çok arzuladığı şeye yeterince maruz kaldığında onu ödül olmaktan çıkarıp rahatsızlığa dönüştürür. Evrimin kara mizahı burada başlar: Uğruna ömrünü harcadığın şey, bir gün bıkkınlığının sebebi olur.
Reklam
Reklam