Ailelerimizin ve
toplumumuzun kuralları biz kadınların kendimizi, diğerlerinin istek ve
beklentilerinden farklı şekilde tanımlamamızı güçleştiriyor ve önceliği
kendi yaşamlarımızın niteliğine ya da yönüne verdiğimizde, diğerlerinden
gelen olumsuz tepkiler kendimizi huzursuz ve suçlu hissetmemize neden
oluyor.
Eğer öfkemizi, giriştiğimiz tüm önemli ilişkilerde kendimizi açıkça
tanımlamak için kullanmaz –ve duygularımızla oldukları gibi başa
çıkmazsak– bu sorumluluğu bizim yerimize üstlenecek başka birisi
olmayacaktır.
"Benim gerçekten sevdiğim Insanlar azdır, beğendiklerim ise büsbütün az. Dünyayı görüp tanıdıkça hoşnutsuzluğum artıyor. İnsanların iç yüzünün nasıl hiç göründüğü gibi çıkmadığını; iyi ya da akıllı gibi görünenlere bile nasıl hiç güven olmadığını her gün daha açıkça anlıyorum."
Ankara'nın Çukurambar semti, o sabah her zamanki gibi erken uyanmıştı. Cam cepheli plazaların arasında sıkışmış kafeler, henüz kepenklerini yarı aralamış; trafik, mesai saatine yaklaşmanın gerginliğini taşıyordu. Sıradan bir salı sabahıydı. Ta ki siyah minibüsler sokağın başında durana kadar. Üzerlerinde herhangi bir logo yoktu. Işıkları yanmıyordu. Ama duruşları, aceleleri ve kapılar açılırken çıkan metalik ses, bu gelişin tesadüf olmadığını anlatıyordu.