Bir üzüntünün, derdin, sıkıntının sonucunda insan sahip olduğu herhangi bir şeyi, özellikle temelde sağlığını, örneğin görebilmesini, işitebilmesini, konuşabilmesini, hareket edebilmesini, yiyip içebilmesini, nefes alabilmesini vb. kaybettiğinde bu mahrum olma hali önceki kederli halinin yerini alır, bu sefer odağını sahip olduğunda kıymetini hatta varlığını dahi fark edemediği en temel nimetlere çevirir. Başına her ne gelirse gelsin hemen herkes onu kaybettiğinde tüm sıkıntılarını, üzüntülerini, dertlerini bir kenara bırakıp onunla meşgul olacağı en az bir nimete daha sahiptir. Bu haliyle insan her daim kayıplarından daha fazlasıdır çünkü giden, kalandan büyük ve ehemmiyetli değildir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.” (Tirmizî, Zühd 34. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 9).