8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2025 213. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2025 00:00
Bu kitap… gerçekten ruhumu hırpaladı. “Oyunbaz” zaten insanın aklını yerinden alan bir başlangıçtı ama Düzenbaz ile birlikte artık bu iş sadece bir oyun olmaktan çıktı, tam anlamıyla psikolojik bir işkenceye dönüştü. Daire 13 artık sadece bir mekân değil, karakterlerin iç dünyasının karanlık bir yansıması gibi. Her sayfada nefesimi tuttuğumu, omuzlarımın kasıldığını fark ettim. Ölüm karakteri… aklım almıyor. Zeki mi? Evet. Korkutucu mu? Fazlasıyla. Ama en tehlikelisi şu: Bazen onu anlamaya çok yaklaşıyorsun. Ve bu insanın kendi içinden ürpermesine yetiyor. Afra’nın içindeki yaşam ve ölüm arzusunun çatışması o kadar güzel ama bir o kadar da acı vericiydi ki… Onun yerinde olsam ne yapardım, hayatta kalmak için ne kadar ileri gidebilirdim diye kendimi sorgularken buldum. Ve bu kitapta asıl can yakan şey de bu zaten: Okurken sadece karakterleri değil, kendini de yargılıyorsun. Bu kitapta en çok hoşuma giden şey, artık maskelerin yavaş yavaş düşmesi oldu. Ama düşen her maske, yeni bir yara açıyor. Geçmiş sahneler… Kıyı (Ölüm) ve Afra arasındaki bağ… Hepsi içime bir ağırlık gibi çöktü. Yeni bilgi vermemesi biraz hayal kırıklığı yarattı evet, ama psikolojik gerilim açısından önceki kitaptan bile daha sertti. Bazı sahnelerde kitabı kapatıp “devam etmeyeyim” dedim. Sonra birkaç dakika sonra kendimi tekrar sayfaların arasında buldum. Çünkü işin tuhaf yanı şu: Canını yaksa da bırakamıyorsun. Karakterler arasındaki gerilim, çatışmalar, kırılma anları… Özellikle görev sahneleri okurken elim ayağım titredi. Ölüm’ün verdiği görevler artık sadece fiziksel acı değil, insanın ruhunu lime lime eden şeyler. Ve okuyucu olarak sen de bu çöküşü iliklerine kadar hissediyorsun. Final kısmı… Ben o sonlarda gerçekten kitaba sarılıp “Beni böyle bırakma” demek istedim. Çünkü tam her şeyin en
DüzenbazIşıl Limae · Martı Yayınları · 2025596 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 51. kitabı
Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinde Foucault’nun 19. ve 20. yüzyılı açıklamak için kullandığı "Biyopolitika" (bedenleri terbiye eden, nüfusu kontrol altında tutan iktidar) kavramının artık miyadını doldurduğunu ilan eder. İçinde bulunduğumuz dijital ve neoliberal çağda iktidar artık bedenimizle değil, doğrudan psişemizle (ruhumuzla, zihnimizle) ilgilenmektedir. İşte bu, Psikopolitikadır. ​ ​Han, kitabın merkezine muazzam bir paradoks yerleştirir: Özgürlüğün kendisi, bir sömürü aracına nasıl dönüştü? ​Eski disiplin toplumlarında köle ve efendi, işçi ve patron belirgindi. Baskı dışarıdan geliyordu, dolayısıyla işçinin isyan edebileceği somut bir düşman vardı. Neoliberalizm ise bu dışsal baskıyı tamamen ortadan kaldırdı ve yerine "kendinin girişimcisi" (bireysel proje) kavramını koydu. ​Modern insan, kendi isteğiyle çalıştığını, kendini gerçekleştirdiğini ve özgür olduğunu düşünür. Oysa Han’a göre bu özgürlük, sömürünün en tepe noktasıdır. ​Artık bizi kırbaçlayan bir patrona gerek yoktur; çünkü kendi içimize yerleştirdiğimiz o acımasız patron, bizi 7/24 çalışmaya zorlar. Başarısız olduğumuzda suçu sisteme değil, tamamen kendi yetersizliğimize (öz-güvensizliğimize, motivasyon eksikliğimize) atarız. Bu da toplumsal bir devrimi ya da protestoyu imkansız hale getirir; çünkü insan artık sisteme değil, kendine kızgındır. ​ ​Klasik iktidar teknikleri yasaklardı, engellerdi, cezalandırırdı ve "Hayır" derdi. Han, neoliberal iktidarın ise tam aksine son derece sevimli, davetkar ve "Evet" diyen bir yapıda olduğunu söyler. Buna "Akıllı İktidar" der. ​Neoliberal iktidar, insanları boyunduruk altına almak için onları bastırmaz, aksine onları tüketmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya ve kendilerini sergilemeye teşvik eder. ​Bu iktidar biçimi bizi acıtmaz, aksine hoşumuza gider. Bizi
PsikopolitikaByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20191,048 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·236 syf.··
2026 50. kitabı
José Saramago’nun "Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş" adlı eseri modern masal gibidir. Saramago, insanlığın en büyük kadim arzusu ölümsüzlüğü hırpalıyor. Ölümsüzlük bir lütuf olmanın ötesinde toplumsal bir felaketse? ​ ​Roman, edebiyat tarihinin en çarpıcı ve unutulmaz giriş cümlelerinden biriyle açılır: ​"Ertesi gün hiç kimse ölmedi." ​Adı belirtilmeyen bir ülkede, 1 Ocak itibarıyla ölüm tamamen durur. İlk başta bu durum muazzam bir coşkuyla karşılanır; insanoğlu nihayet en büyük düşmanını yenmiş, ebedi hayatı bulmuştur. Ancak Saramago’nun ironisi tam da burada devreye girer. Ölüm döşeğinde olan, bitkisel hayattaki hastalar ölmemekte, ama iyileşmemektedir de. Sağlık sistemi kilitlenir. İş yapamaz hale gelen cenaze levazımatçıları, hükümete baskı yaparak hayvan cenazeleri kaldırmak gibi absürt yaratıcı çözümler aramaya başlar. ​Kilise büyük bir varoluşsal krize girer. Çünkü ölüm ve dolayısıyla yeniden diriliş yoksa, dinin vadettiği cennet/cehennem ve kurtuluş teorisi tamamen çökmüştür. ​Devlet, sonsuza kadar emekli maaşı ödemek zorunda kalacağı gerçeğiyle yüzleşince çöküşün eşiğine gelir. ​Saramago, insanlığın ütopya olarak gördüğü bir durumu, kusursuz bir distopyaya dönüştürür. ​Kitap, yapısal olarak keskin bir şekilde ikiye ayrılır. Bu yönüyle hem toplumsal bir hiciv hem de bireysel bir yüzleşme hikayesidir: ​Toplumsal anlamda odak noktası makro düzeydedir. Devletin, mafyanın (romandaki adıyla Maphia) ve kurumların ölümün yokluğuyla nasıl başa çıkmaya çalıştığı anlatılır. Ölmek isteyen ama ölemeyen yaşlı akrabalarını sınırın dışına (ölümün hala geçerli olduğu komşu ülkelere) götüren aileler ve bu kaçakçılıktan rant devşiren mafya üzerinden insan doğasının ahlaki çürümüşlüğü gözler önüne serilir. ​Kişisel anlamda ölüm bir mektup göndererek grevine son verdiğini
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
Unutmak Kurtuluşsa, Hatırlamak Neden Hâlâ İnsan Kalmanın Bedeli?
Puan vermedi·274 syf.··
2026 133. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 11:13
I—BAŞLANGIÇ: Şimal Yıldızı: Unutmanın Kurtuluş, Hatırlamanın Yangın Olduğu Bir Dünya Bazı kitaplar vardır; kapağını kapatırsınız ama içindeki karanlık bir süre daha odada kalır. Şimal Yıldızı benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Oğuz Yılmaz, bu eserinde sadece yıkılmış bir dünyanın hikâyesini anlatmıyor; yıkılmış insanın, kırılmış hafızanın, susmuş vicdanın ve hâlâ bir yerlerde titrek de olsa yanmaya çalışan umudun hikâyesini anlatıyor. Kitabı okurken şunu çok net hissettim: Burada asıl mesele dünyanın sonu değil; insanın, dünyanın sonundan sonra bile insan kalıp kalamayacağı. II—İNCELEME: Romanın atmosferi karanlık. Hatta yer yer insanın içine işleyen, boğucu, sisli ve soğuk bir karanlık bu. Ama bu karanlık sıradan bir dekor değil. Yazar, distopik bir evren kurarken aslında bugünün insanına da ayna tutuyor. Çünkü kitapta gördüğümüz o yıkım, sadece dışarıdaki şehirlerde, sistemlerde, düzenlerde yaşanmıyor; insanın içinde de yaşanıyor. Hafıza, unutmak, geçmiş, korku, kibir, inanç, yara, direniş ve insan kalma meselesi romanın damarlarında dolaşıyor. Hele bazı cümleler var ki, insan onları okuyup geçemiyor. Bir yerde durmak, nefes almak, hatta kendi içindeki eski defterlere bakmak zorunda kalıyor. Bu kitabın en güçlü tarafı bence tam da burada: Oğuz Yılmaz, büyük büyük olaylar anlatırken bile insanın en küçük iç sızısını unutmuyor. Distopya yazıyor ama kalbi ihmal etmiyor. Karanlık bir dünya kuruyor ama o dünyanın ortasına insanın iç yangınını yerleştiriyor. Kitapta unutmak bir nimet mi, yoksa insanın kendinden vazgeçmesi mi? Hatırlamak bir lanet mi, yoksa insan kalmanın son şartı mı? Geçmiş gerçekten geride bırakılabilir mi, yoksa insan nereye giderse gitsin kendi kuyusunu da yanında mı taşır? İşte
Şimal YıldızıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202650 okunma
Gerçek olması daha da acı
8/10
·109 syf.··
2026 37. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 12:29
Son zamanlarda bu tarz toplumsal eleştri-psikoloji kitaplarını okumak zaten beni etkiliyor bir öğretmen olarak. Fakat bu kitabı etkileyici yapan şey aslında tam olarak konusu değild bence. Kitabın insanlar üstünde bu kadar etkileyici olmasının en büyük sebebi olayları bizzat yaşamış kişilerin düşüncelerini aktarması. Diana’nin teyzesi, anneannesi, öğretmenleri, ifadesini alan jandarma, sosyal hizmetler uzmanı, abisi… Evde bulunan dört çocuktan sadece birinin yani Diana’nın hem fiziksel hem de psikolojik şiddete uğramasına karşı ailenin profesyonel sessizliği, soğukkanlı duruşunun yanında vücudunda bulunan bütün şiddet izlerini öğretmenlerin sosyal hizmet uzmanlarının görmesine rağmen Diana’nın korkusu ve her bir yarası için uydurulmuş planlar ve Diana’nın hep sakarım ifadesi, sessiz çığlıkları her yeni okulda aslında aşırı fiziksel sevgi gösterileri aşırı tepkileriyle dikkat çekerek yardım istemesi yine de bütün çabalarına rağmen başarılı olamaması. Kitabı etkileyici kılan da tam olarak bunların gerçekten bir çocuğun hikayesi olması.
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma
Puan vermedi
Raskolnikov için tuhaf bir dönem başlamıştı: Sanki yanını yöresini bir sis sarmış ve onu kurtuluşu olmayan, ağır bir yalnızlığa gömmüştü. Çok sonraları, hayatının bu dönemini hatırladığında çıkardığı sonuç, bilincinin bulanıklaşır gibi olduğu ve bu durumun aralıklarla son felaket anına kadar böylece sürüp gittiğiydi. O sıralar pek çok şeyde, örneğin bazı olayların tarihlerinde ve ne kadar sürdüklerinde yanıldığından kesinlikle emindi. En azından, bazı olayları hatırladıkça ve hatırladıklarını anlamaya, açıklamaya çalıştıkça, kendisiyle ilgili çoğu şeyi bile, ancak başkalarının bilgisine başvurarak öğrenebilmişti. Örneğin, bir olayı bir başka olayla karıştırıyor, o bir başka olayı ise yalnızca hayalinde var olan bambaşka bir olayın sonucu sayıyordu. Kimileyin kendini müthiş acı veren, hastalıklı bir üzüntünün içinde buluyor, bu üzüntü zaman zaman paniğe varan dayanılmaz bir korkuya dönüşebiliyordu. Bununla birlikte, kendini bu korkunun tam tersi bir duyumsuzluk içinde hissettiği dakikaları, saatleri hatta belki de günleri olduğunu da hatırlıyordu: Ölmekte olan kimi insanlarda görülen hastalıklı umursamazlığa, kayıtsızlığa benzer bir duyumsuzluktu bu. Aslında son günlerde o kendi durumunu açıkça görmekten kaçınıyordu; hemen açıklanması gerekençok önemli bazı olaylar onu özellikle üzüyordu; oysa içinde bulunduğu birtakım kaygılardan kaçıp kurtulabilse, öyle sevinecekti ki...
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma