Kendi Talihinizi Sevin: Özsevgi
İnsan çoğu zaman kendini, başına gelenlerin toplamı zanneder. Ailesiyle, çocukluğuyla, kırgınlıklarıyla, başarısızlıklarıyla, yarım kalan hayalleriyle ve içine gömdüğü cümlelerle kendini tarif etmeye çalışır. Oysa insan yalnızca başına gelenlerden ibaret değildir; onlara verdiği anlamdan, onlara rağmen kurduğu iç dünyadan ve kendi kaderiyle kurduğu ilişkiden de ibarettir. Kendi talihini sevmek, başına gelen her şeyi güzel bulmak değildir. Acıyı kutsamak, haksızlığı normalleştirmek, yarayı inkâr etmek hiç değildir. Kendi talihini sevmek; insanın geçmişine, kaderine ve varoluşuna düşman olmaktan vazgeçmesidir. “Keşke böyle olmasaydı” cümlesinin insan ruhunda açtığı sonsuz boşluğu fark edip, bir gün usulca “Bütün bunlara rağmen ben buradayım” diyebilmesidir. Bu düşünce, Friedrich Nietzsche’nin meşhur “Amor Fati” yani “kaderini sev” kavramını hatırlatır. Amor Fati, insanın yalnızca yaşadığı hayatı kabullenmesi değil; o hayatın bütün zorunluluklarını, kırılmalarını, rastlantılarını ve yaralarını da kendi varoluşunun bir parçası olarak görmesidir. Stoacı filozofların kader karşısındaki sükûneti de burada anlam kazanır. Epiktetos’un insanın kontrolünde olanla olmayanı ayıran bilgeliği, Marcus Aurelius’un hayatın akışına direnmeden erdemli kalma çabası, aslında aynı noktaya işaret eder: İnsan her şeyi seçemez; fakat yaşadıkları karşısında nasıl bir ruh inşa edeceğini seçebilir. Bu noktada “Memento Mori”, yani ölümü hatırlama düşüncesi de özsevgiyle derinden ilişkilidir. Çünkü ölümlü olduğunu bilen insan, kendi hayatını sürekli erteleyemez. Kendine düşmanlık ederek, geçmişle kavga ederek, başkalarının sevgisini inkâr ederek ve kendi ruhunu sürekli cezalandırarak geçirilecek kadar uzun bir ömür yoktur. Ölümün hatırlanması karamsarlık değil; hayatı daha sahici, daha adil ve daha
Psikoloji
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -VI-
Efendim, serinin ilk yazısından beri şunun iddiasındayız, hatırlayarak devam edelim: Nereden kafalarına estiği belli olmayan bazı yorumcuların iddia ettiği şekilde, Bediüzzaman Hazretlerinin, Muaviye radyallahu anha dair bir "rezervi veya "acabası" yoktur. Risale-i Nur'da hiçbir bölüm bize böyle bir şey söylememektedir. Aksine, külliyata bakıldığında, mürşidimin Hz. Muaviye'ye bakışının diğer Sahabîlerden ayrılmadığı görülecektir. Kendisinin Sünnî bir âlim olduğu anımsanırsa zâten bundan başka bir duruşa sahip olmayacağı da kolaylıkla kabullenilecektir. Kabullenemeyenler, metinlerinde böyle bir muhalefet gördükleri için değil, hevâlarına sığdıramadıkları için kabullenememektedirler. (Yuh olsun onların nefislerine!) Evet. İşte bu yazıda da "itirazlara dayanak kılınmaya çalışılan" bir metni "ne kadar buna elverdiği yönüyle" analiz edeceğiz. Metnimiz Mucizat-ı Ahmediye Risalesi'nden. Aleyhissalâtuvesselâmın ihbar-ı gayb mucizelerinden birisine delil olmak üzere mürşidim iki hadis sevkediyor orada. Meâllerini alıntılayalım: "Hilâfet, benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır." (Müsned, 5:220, 221.) "Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak." (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273.) Şimdi, bu metinlere hiçbir önyargımız olmadan baktığımızda, buradan Muaviye radyallahu anha dair bir "karalama" malzemesi çıkarılabilir mi? el-Cevap: **Doğrusu ben böyle bir şey göremiyorum. Görenin de nasıl görebildiğini anlayamıyorum. Çünkü devamı şöyle geliyor: "(...) deyip, Hazret-i Hasan'ın altı ay hilâfetiyle, Ciharyâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline
Hazreti Muaviye
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her vedâ bir kayıp değildir; bazen insanın kendine açtığı en hayırlı kapıdır. Bazı insanlar ders olur, bazıları yoldaş; hikmet ise hangisinin peşinden gidilmeyeceğini bilmektir. Değişmiyorsa yolunuzu değiştirin, kimseyi düzeltmek, geliştirmek zorunda değilsiniz. Hayatınızın enerjisini, anlamayan birine kendini anlatmaya harcamak yerine, anlayan biriyle yol almaya harcayın. Değişim sizin sorumluluğunuz değil, onların tercihi. Siz sadece kendi rotanıza sadık kalın; çünkü bazı kapılar zorlanınca açılmaz, siz başka bir kapıya yönelince doğru olanlar kendiliğinden aralanır. Bazen en büyük iyilik, çabalamayı bırakıp yoluna gitmektir. Ne kendini tüket, ne karşındakini tüketmeye çalış. Sessizce uzaklaşmak da bir cevaptır. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
"İNCİ" Gelecekte olmasını istediğim şeyin ta kendisi.
40. BÖLÜM ✨️ Serkan ✨️ Ceketimi koltuğun arkasından kaptığımda, kapı bu anı bekliyormuş gibi aralandı. Asistanım, elindeki dosyalarla içeri girdi. Adımları hızlıydı, sesi ise bitmek bilmeyen telaşının tınısını taşıyordu. “Serkan Bey, üçte yönetim kurulu toplantınız var. Ayrıca sözleşme...” Sözünü, keskin bir tavırla kestim. “Toplantıyı yarına erteleyin.” “Ama yarın sabah için programınız tamamen dolu...” “O zaman öğleden sonraya kaydırın,” dedim, ceketimi omuzlarıma geçirirken. Gözlerim saatteydi. “Şu an gitmem gereken önemli bir görüşme var. Bu meseleyi kendi aranızda çözün.” “Emredersiniz.” Tam odadan çıkıyordum ki proje müdürüyle burun buruna geldim. Elindeki dosyalar bir barikat gibi önümde yükseliyordu. “Serkan Bey, yeni ihale dosyaları... Karar için süre daralıyor, mutlaka bakmanız lazım.” Hepiniz bu anı mı beklediniz? Dosyayı elinden hırsla çekip aldım. Sayfaları hızla, sadece can alıcı noktaları yakalamaya çalışarak çevirdim. “Şu teklifi kabul edin. Şu firmayı ise derhal listeden çıkarın; risk oranları çok yüksek, güven vermiyorlar. Diğerleriyle ön görüşmelere başlayın.” Müdürün kaşları hayretle yukarı kalktı. “Ama efendim, rakip firmanın fiyatı çok daha düşük, eğer...” “Benim dediğimi yapın! Fiyat her zaman tek kriter değildir. Kaliteyi ve hızı ön plana koyun, işi bize kendi ayaklarıyla getirsinler.” “Peki, Serkan Bey.” Koridor boyunca yürürken sekreterim peşimden geliyordu. “Serkan Bey, bu akşamki gala daveti için katılımınız özellikle bekleniyor...” Cidden sabrımı zorluyorsunuz...
1000Kitap
"İNCİ" O deli saçması umut...
23. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Bekleme salonunda bu kez daha sakindim. İçimdeki dinmek bilmeyen sarsıntı, yerini daha tanıdık, daha sakin bir sızıya bırakmıştı. Hâlâ göğüs kafesimin ortasında bir düğüm vardı ama o eski, her an kaçmaya hazır ürkekliğim yatışmıştı. Belki de birinin beni gerçekten, tüm sessiz çığlıklarımla duymaya niyetli olduğunu hissetmek; ruhumun çatlaklarına sızan incecik bir güven ışığıydı. Kapı ağır ağır aralandı. Adım yankılandı koridorda: "İnci Hanım..." İçeriye adımımı attığımda, geçen seferin aksine başımı yerden kaldırmaya cüret ettim. Geçen hafta sadece ayakkabılarımın uçlarını izlediğim bu oda, şimdi tüm detaylarıyla bana açılıyordu. Yaz güneşi, pencerelerden süzülürken odayı hem sıcak hem de ferah bir aydınlığın içine hapsediyordu. Duvarlardaki yumuşak bej tonları, insanın ruhundaki pürüzleri silmek ister gibi huzur vericiydi. Odanın tam ortasında, üzerine birkaç kitabın ve bir not defterinin iliştirildiği küçük, ahşap bir sehpa duruyordu. Sehpanın üzerinde incecik cam bardaktan usulca buhar tütüyordu. Taze demlenmiş papatya çayının hafif, uçucu kokusu havaya öyle bir sinmişti ki... Köşedeki yeşil bitki, güneş ışığına uzanan yapraklarıyla sessiz bir yaşam mücadelesinin, zarif bir hatırlatıcısı gibi duruyordu orada. Yumuşak koltuğa yerleştiğimde, yüzüm hafifçe dışarıdaki manzaraya döndü. Dışarıda Temmuz sıcağı asfaltı eritirken, bu dört duvar arası zamanın ve gürültünün uğramadığı gizli bir sığınaktı benim için. Funda Hanım, not defterini önündeki sehpaya yerleştirirken dudaklarında hafif gülümseme belirdi. “Geçen hafta duygularınızı açıkça paylaşabildiniz İnci Hanım,” dedi sesi yumuşacık bir melodi gibi odaya yayılırken. “Bu, iyileşmek adına attığınız çok kıymetli bir adımdı. Bugün, hazırsanız eğer... biraz daha derine
1000Kitap
Yanlış Kapı, Yanlış Anahtar
Kadınlar kulaklarıyla Erkekler gözleriyle sever Öyle derler. Bu söz ilk duyulduğunda Yerini kolayca bulan bir anahtar gibi durur Oysa çoğu zaman Kilidi yanlış kapıya takar Çünkü sevginin yolu Ne kulaktan geçer ne gözden başlar Oysa insanın kuyusu derin Bir bakışın yükü tek başına kalbi taşımaya yetmez. Göz, sadece bir eşiktir İçeri sızan her ışık yangına dönmez Çoğu görüntü ruhun dehlizlerinde ölür Ama bazen bir yüz, içeride başka bir dile çevrilir Dante’nin gördüğü Beatrice değildir artık Kendi içine tırmandığı bir merdivendir Çünkü hiçbir fani bakış Birini cennetin en üst katına taşıyacak kadar ağır değildir Fuzuli’nin ikliminde sevmek Eksilerek çoğalmaktır Mecnun kavuşamadıkça büyür Çünkü o, bir kadına değil O kadının açtığı sonsuzluk kapısına mühürlüdür Suret çözülür, mana kalır