Hakan

Hakan
@adacan76
Yarıda kalmış,tamamlanmamış,olmamış,kursakta kalmış, gideni ayrı kalanı ayrı yaralanmış ya da tükenmiş her aşkın hakkıydı son bir veda… (Babamın Bağlaması/Kemal VAROL)

Hakan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·152 syf.·
21 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 11:20
·
2026 2. kitabı
Pınar Kür
8.3/10 · 11,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·248 syf.··
2025 28. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2025 21:28
Selime teyzenin ağzından dökülüverdi. “Toprağın altında olacağına dağın ardında olsun”. Örselenmişti Selime teyze. Çocuklarına kırgındı. Mustafa’yı yitirdikten sonra bir türlü yeni düzene ayak uyduramamıştı. Çocukları da yaralıydı. Adına modern çağ dedikleri şey her birinin ruhunda derin oyuklar açmıştı. İşte Selime teyze bu sözü çocukları için söylüyordu. Onları dağın ardında bırakıp habersiz bir kasabaya yerleşmişti. Varsın sağ olsunlar ama uzak olsunlar. Sonra Meltem çıkagelmişti. Annesi daha küçük bir çocukken onu terk etmiş, babası yeni bir evlilik yapmış meltemin payına ise ömür sürmek ama yaşamamak düşmüştü. Boğazı düğüm düğüm kalmıştı Meltemin. Selime teyzeye itirazı vardı bu yüzden. Olmadığını bilmek insana kabullenme gücü verir. Var olup ama yok gibi davranıldığında esas acı budur. Şermin Yaşar sade yazmış. Sade ama öze dokunan. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir yolculuk. İnsan hem basit hem karmaşık.En mutlu görüneninden en mutsuzuna kadar herkesin vardır bir yarası. Yargılamak en kolayı mühim olan anlamaya çalışmak. Selime teyze içini açtı Meltem’e içini açmak için. Onlar anladılar birbirini. Darısı bizlerin başına.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
Babamın Sandalyesi İnsanın anne babası, çocukluğunun tanıklarıdır. Onları yitirdiğinde, sanki çocukluğunu da kaybetmiş gibi hisseder insan. Baba hep yarım kalmış bir hikâyedir. Kendini tam anlatamamış, kimseye tam açılmamış bir hikâye. İnsan, kaybettikleriyle bağını onlardan geriye kalan şeyler üzerinden kuruyor. Bazen bir fotoğraf karesi oluyor bu; bazen duvara çakılmış eski bir çivi.Benim için tahta bir sandalye. Kimi zaman insan istiyor ki, ölünce eşyalar da sahipleriyle birlikte gömülsün Çünkü her eşya, yarım kalan hikâyeyi hatırlatıyor; dudakta düğümlenmiş, kursakta kalmış o hikayeyi… Babamın bir sandalyesi vardı. Bahçede, güneşi en iyi alan yere bırakırdı onu. Sırtını güneşe verir, yüzünde belli belirsiz bir huzur olurdu. Köye gittiğimde onu orada bulacağımı bilmenin garip, iç ısıtan bir heyecanı olurdu içimde. Şimdi babam yok. Ama her gidişimde gözlerim yine o sandalyeyi arıyor. Yıllar geçse de, sanki hâlâ orada… Sırtını güneşe vermiş, sessizce oturuyor gibi. Şair diyordu ya: Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum.
Kendi hayatımın bulmacası ise öylece kaldı. Bir sürü boş kutu, bir sürü cevapsız soru.
Sayfa 40 - DOĞAN KITAP·Kitabı okudu