Papaz efendinin küçük bahçemizle giriştiği kavga sona erdiği zaman, erkekle kadın arasındaki aşk muharebesinde galip çıkan erkeğin hem mağrur hem müşfik hali papaz efendide, kadının o çiçekli, o güzel, o pırıltılı -bir nevi galibiyetten başka bir şey olmayan- dişi mağlubiyeti de topraktaydı.
"Fatıma'nın evinden bir adam çıkar ; bütün sorumluluklar sırtında ; sırtı ağrımaktadır! O , acının vârisidir. Âdem'in , İbrahim'in, Muhammed' in tek vârisi!
Yalnız başına bir adam!"..
Sâdece bilmesi yetmiyor. İnsan olabilmesiçin bildiğinin de bilincinde olması gerekiyor. Bildiğinin üzerine katlanması, bildiğinin bilgisine sâhib olması lâzım. Yâni bildiğimi biliyorum; tesâdüf değil, gelişigüzel bir şey degil; bu söylediğimin yahut bu bilgimin bilincindeyim. Homo da “beşer yahut “adam” demek. Adamın illâ erkek olması da gerekmiyor. Adam Türkcede insan anlamına da geliyor. Meselâ mağara adamı yerine mağara insanımı diyeceğiz? Hâlbuki mağara adamı mağarada yaşayan insandır; içinde kadın da var, erkek de.
Yara bere içinde yüreğim ve azgın ellerimle bu yırtıcı dünyaya karşı koymuyordum artık.
İnsana huzur veren şu vahşi adam, yüreğimi kurtarmıştı. Karşımda oturmuş, umursamazlığı bile, uygarlığın ikiyüzlülüklerinden ve güleryüzlü yalanlarından uzak bir yaratılış gösteriyordu bana. Vahşi olmasına vahşiydi, görülmedik bir yaratıktı, ama beni ondan yana çeken gizli bir şeyler vardı. Üstelik bu beni çeken şeyler, başkalarının onda en çok yadırgayacağı şeylerdi. Madem Hıristiyan iyiliğinde sahte bir nezaketten başka bir şey görmedim, bir de dinsiz bir dost deneyelim, dedim.