Hayat, hayatın o zor, o acılı yanları bir yana, fakat bu ölüm, Kader Kuyusu romanını çepçevre saran bu ölüm. Hayattan önce gelen ve henüz doğmamış bir çocuğa talip olan ölüm!
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
O kadar sıcak ki okudukça içim ısındı..
İş bulmak için Çukurova’ya giden fakat traktörün insan gücü yerine geçtiği zamanlarda iş bulmak ne kelime yiyecek ve içeçek bulmakta bile zorlanan bir gurup arkadaşın başından geçenleri anlatıyor.
Yöresel ağız özelliğini es geçmeyen Yaşar Kemal, Çukurova’nın yazı ile içimizi kavurup, sivrisinekleri ile vücudumuzu kaşındırıp, karpuz kavunu, buz gibi ayranı ve bulgur pilavı ile karnımızı bir güzel doyurdu romanında. Çok yaşa emi..
Misafirperverliğin bu kadar sıcak işlendiği roman nadirdir. Her gidilen köyde sofra kurulup açı doyurmak.. Anadolu’m insanı yüreğinden öperim.
Sıtma hastalığının Anadolu’yu kasıp kavurduğu zamanlardaki nöbet dolu gece ve gündüzleri, traktörlerin tarlaları ele geçirdiği günlerdeki ırgatların işten çıkarılarak verdikleri yaşam mücadelesini ve en önemlisi de bir umuda tutunmanın insanı nasıl hayata bağladığını da gösteriyor bize..
46-48 sayfalar arasında geçen bir kelebeğin yaşayıp yaşamadığına dair aralarında geçen konuşmalar içinde umuda tutunmanın o korku ile heyecan içindeki çizgisini yansıtma şekli olağanüstüydü.. Bu kitabı okuyanları özellikle bu sayfada duracaklarına eminim..