Kinyas ve Kayra, 21 yaşındayken ailelerini, evlerini terk etmeyi seçmiş ve Afrika’ya gitmiş iki genç. Herkesten farklı olmaları, ‘normal’ olmamaları, herkes gibi bir hayat süremeyecek olmaları, onları etraflarındaki her şeyden kopmaya ve bambaşka bir hayat kurmaya itmiş. Afrika’da, Amerika’da, dünyanın farklı yerlerinde geçirdikleri 8 yılda da kendileri gibi ‘normal’ olmayan bir yaşam sürmüşler. Cinayetlerle, şiddetle, suçlarla dolu bir yaşam... Ancak 8 yılın sonunda Kayra ve Kinyas’ın yolu ayrılıyor, ikisi de birbirlerinin tam zıttı yönlere savruluyorlar. Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, ‘‘Kinyas, Kayra ve Hayat’ta’’ her ikisinin yolculuğunu okuyoruz, yollarının ayrılmasından sonra ise ‘‘Kayra’nın Yolu’’ ve ‘’Kinyas’ın Yolu’’ olmak üzere iki bölümle Kayra ve Kinyas’ın nasıl devam ettiklerini görüyoruz.
Hakan Günday’ın ilk romanı olan ve çok genç yaşlarında yazdığı bu romanı, bana bir ilk roman olduğunu fazlasıyla hissettirdi. Sık sık devrik ve şiirsel cümlelere başvurması, yoğun anlatımları ve kitabın fazlasıyla uzun olması beni bu hisse itti. Yeraltı edebiyatının ülkemizdeki temsilcilerinden sayılan Günday’ın iki karakteri de oldukça karanlık, kötü, insanları umursamayan, şiddet yanlısı karakterlerdi. Bu karamsar havanın ve rahatsız ediciliğin etkisiyle de, kitabı sık sık bırakma isteği uyandı içimde. Bir şekilde devam ettim, ancak bir an önce bitmesi için de üstün bir çaba sarf ettim, buna rağmen yaklaşık iki haftayı buldu 533 sayfalık bu kitabı bitirebilmem.
Karakterlerin hayata olan umursamazlığına, düşüncelerine, yaptıklarına kitap boyu bir sebep aramaya ve bu sebebi anlamaya çalıştım, ancak böyle bir sebep yoktu. Bu da beni, iyi - kötü, normal - anormal olarak adlandırdığımız kavramlar üzerine, hayat boyu yaptığımız iyi ve kötü seçimler üzerine